AFL-CIO’DAN BUSH’A TAM DESTEK

Almanak 2002II. Körfez Savaşı’nı başlatmak üzere ilk cruise füzesinin atılması ile birlikte AFL-CIO ve üyesi olan sendikalar yarım ağızlı bir şekilde de olsa savaşa karşı çıkıyormuş numarası yapmayı bıraktı ve Bush yönetimine koşulsuz destek verdiklerini açıkladılar. AFL-CIO önderliği ve genel olarak Amerikan sendikal bürokrasisi bu canice ve herhangi bir kışkırtma olmadan başlatılan emperyalist savaşa destek vererek, toplumsal ve siyasi özünü bir kez daha bütün çıplaklığıyla ortaya koydu ve çıkarlarını savunduğunu öne sürdüğü işçilerin değil, ABD yönetiminin uzantısı ve Amerikan emperyalizminin maşası olduğunu gösterdi.[1]

Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra AFL-CIO Başkanı John Sweeney şu açıklamayı yaptı: “AFL-CIO, Saddam Hüseyin’i silahsızlandırmanın en iyi yolunun, Birleşmiş Milletler’in yaptırımları temelinde geniş bir uluslararası  koalisyon olduğunu savundu. Ancak, artık bir karar alınmıştır ve biz ülkemizi ve cephenin ön saflarındaki Amerika’nın erkek ve kadınlarını ve ülkemizde kalan ailelerini hiç kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde destekliyoruz.” (http://www.aflcio.org/mediacenter/prsptm/pr03202003.cfm)

AFL-CIO Başkanının ABD askerlerini desteklemeye yönelik bu çağrısı son derece kinikti. Çünkü Sweeney’nin haklı olabilmesi için her şeyden önce Irak’ı işgal etmeye karar verenlerin ABD ordusundaki erler olması gerekirdi. Oysa gerçek dünyada ABD emperyalizmi adına savaşı başlatma kararı, tek yanlı olarak ve uluslararası hukuku bütünüyle çiğneyerek Beyaz Saray’da/Pentagon’da aldı. AFL-CIO’nun “sahibinin sesi” markalı ısmarlama yazarları (ve “gölge” yazarları), işçilerin emperyalist bir savaşın arkasında yer almalarını sağlamak için bir kez daha savaş alanındaki Amerikan askerlerini kullanma yoluna gittiler.

 

TUC ne dedi?

Britanya’nın işçi sendikaları konfederasyonu Sendikalar Kongresi (TUC) Genel Konseyi 19 Mart 2003 tarihinde yayımladığı açıklamada AFL-CIO’dan farklı bir tavır benimsiyormuş izlenimi yaratmaya çalıştı. Yaptığı açıklamada Birleşmiş Milletler kararı olmadan bir müdahale yapılmasına karşı olduğunu belirten TUC Genel Konseyi, savaşı haklı gösterebilecek kanıtlar bulunmadığını da söylüyordu. Ne var ki söz konusu açıklamanın sonunda söylenenler TUC Genel Konseyi’nin savaşa karşı çıkma konusunda bütünüyle samimiyetsiz olduğunu ortaya koyuyordu: “Ancak şurası açıktır ki, Parlamento’nun bu çizgide yürüyeceği açık olunca, Britanya askerleri, onların aileleri ve sivil görevler de üstlenenler de dahil olmak üzere askeri faaliyette yer alan diğer personel, İngiliz halkının desteğini bekleyecektir ve bu destek kendilerine verilmelidir.” (http://www.tuc.org.uk/international/tuc-6428-f0.cfm)

AFL-CIO’nun web sitesinde yayınlanan bir başka makalede Florida’da, Uluslararası Yükleme-Boşaltma İşçileri Birliği önderleri, hükümetin savaş için tank ve diğer mühimmatı taşıyan askeri kargo gemilerinin yüklenmesinde deneyimli dok işçilerinin kullanılması talebine enerjik bir biçimde cevap verdikleri için övülüyorlardı[2]. Makalede şunlar söyleniyordu: “Denizcilik sendikalarının –Uluslararası Yükleme-Boşaltma ve Ambar İşçileri Sendikası, ILA, Denizciler, Deniz Mühendislerinin Hakları İçin Birlik ve Ustalar, Muavinler ve Pilotlar- 4,000 üyesi Körfezdeki askerlere destek olmak için araç-gereç ve malzeme yüklüyorlar ve naklediyorlar.” (“Sendika Üyeleri Ülkelerini Korumak İçin Yaşamlarını Tehlikeye Atıyorlar” - http://www.aflcio.org/aboutunions/ns03262003a.cfm)

Bush yönetiminin caniyane savaşına destek olmak için dok işçilerini seferber eden AFL-CIO önderliği, Beyaz Saray’ın Batı Sahili liman işçilerinin geçtiğimiz sonbaharda nakliye şirketleri ile yaşadıkları toplu sözleşme anlaşmazlığında sendika kırıcılığa soyunduğunu unutmayı “tercih etti”. Oysa daha birkaç ay önce Bush yönetimi yetkilileri dok işçilerine karşı nakliye şirketleriyle işbirliği yaparak, işten çıkartmaları da içeren bir sözleşmeyi dayatmak üzere komplo hazırlamış ve askerleri grev kırıcı olarak kullanma tehdidini savurarak patronların işçilere karşı taviz vermeyen bir tutum almalarını sağlamıştı. En sonunda, Bush sendika karşıtı Taft-Hartley yasasını kullanarak gerekli mahkeme kararını aldırdı ve sendikayı gemicilik şirketlerinin taleplerini karşılayacak şekilde ödün vermemesi durumunda dava etmekle tehdit etti.

2002’nin Ekiminde Batı Sahili limanlarındaki lokavtla ilgili ne söylenmişti?

Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu’nun (ITF) Liman İşçileri Bölüm Sekreteri Kees Marges, Amerika’nın Seattle’dan San Diego’ya kadar uzanan batı sahili limanlarında işveren PMA’nın tavrı konusunda şunları söylemişti: “PMA’nın lokavtı, sorunlardan kaçınma ya da sorunları çözüme kavuşturma girişimi değildir; tam tersine, Bush yönetiminin müdahale edeceği umuduyla, bizzat sorun yaratmaktır. Aslında yaşanmakta olan, büyük çapta bir sendikasızlaştırma olayıdır.” (http://www.itf.org.uk/media/releases/110602.htm)

Şaşırmamız gerekir mi?

Aslında AFL-CIO’nun Irak halkına karşı yürütülen acımasız savaşa destek vermesi pek de şaşırtıcı değildi. Bu federasyon bugüne kadar ABD hükümetinin –Vietnam’dan Kosova’ya ve oradan Afganistan’a- gerçekleştirdiği askeri harekatların tümüne açık destek verdi. Bundan başka AFL-CIO, on yıllar boyunca bütün dünyada militan ve sosyalist emek hareketlerini çökertmek için CIA ile işbirliği yaptı ve Latin Amerika’da, Asya’da ve Afrika’da solcu hükümetleri devirmek ve bunların yerine ABD emperyalizminin çıkarlarına hizmet eden işkenceci rejimleri geçirmek için ABD hükümetiyle birlikte çalıştı.

Buna paralel olarak Irak savaşına yönelik hevesliliğini güçlükle kontrol eden Teamsters’ın[3] Başkanı James Hoffa’nın[4] savaş karşısında verdiği tiksindirici tepkide de insanı şaşırtacak bir yan yok.[5] 20 Martta yayımladığı bir açıklamada Hoffa, ABD işgalinin “Irak’ın kurtuluş mücadelesinin” başlangıcı olduğunu ilan ederek George Bush’un propagandasını bir papağan gibi tekrarlayarak; “Önümüzdeki günlerde ve haftalarda, Amerika’nın savaşan erkekleri ve kadınları yaşamlarını tehlikeye atacaklar ve Saddam Hüseyin’i ve onun şeytani rejimini yok edecekler” diyebildi. Mafya ile olan bağlantısı ile ün salmış bir sendika önderlerinden oluşan Teamsters bürokrasisi, Washington’daki siyasi gangsterlerin politikalarıyla mükemmel bir biçimde uyum sağlıyordu doğrusu.

Sendikaların Amerika Birleşik Devletleri’nde on milyonlarca işçinin karşı çıktığı bir savaşa, resmi olarak destek vermeleri sendika aygıtının “şirketlerin Amerikası”nın bir ajanı olarak ülke dışında ve içinde oynadıkları rolün altını çiziyor.

Savaşla birlikte sendika bürokrasilerine yönelik çok sayıda temelsiz beklenti suya düştü. Irak’ın işgali, ABD’de kendilerini “solcu” olarak adlandırılan iri ufaklı bir çok örgütün/partinin yıllardır işledikleri bir efsaneyi, 1995’de Sweeney’nin AFL-CIO’nun başkanı seçilmesinin sendikaları yeniden canlandıracağı efsanesini, yerle bir etti.

Sweeney’nin çetesi

John Sweeney’i 1995’te AFL-CIO’nun başkanlığına taşıyan ekibin en önemli aktörü 700.000 $’lık dev bir usulsüzlüğe imza atan “Bay Temiz” Ron Carey’di. Carey’nin yediği herzelerin soruşturma konusu olmasının ardından onunla birlikte Sweeney’e destek olan birçok sendika yöneticisinin adının da sendika fonlarının kullanımı ile ilgili çeşitli skandallara karıştığı ortaya çıktı. Bunun hemen ardından AFL-CIO’nun iki numaralı adamı Richard Trumka ve federasyonun siyasi eylem komitesi başkanı Gerald McEntee’nin de çeşitli yolsuzluklara karıştıkları anlaşıldı. Burada McEntee’nin aynı zamanda kamu ve belediye işçilerini örgütleyen sendikanın (American Federation of State, County and Municipal Employees - AFSCME) başkanı olduğunu vurgulayalım. McEntee ayrıca AFL-CIO Yürütme Konseyi üyesi. Sweeney’nin bir başka destekçisi olan hizmet sektörü işçileri sendikası (International President Service Employees International Union – SEIU) başkanı Andy Stern de hakkındaki yolsuz soruşturmaları ile ünlü birisi.

Sendika bürokrasisine bel bağlamış, bunlarla iyi geçinmeyi işçi sınıfına yönelmek olarak gören birçok ABD’li “sol” grup/parti, AFL-CIO’nun Vietnam savaşını destekleyerek aldığı pozisyonu tekrar etmeyeceğini ve bunun yerine Irak’ın işgaline karşı koyacağını, en azından “müdahalenin” Birleşmiş Milletlerin onayı olmadan yapılmasına karşı çıkacağını sanıyorlardı. Gelin görün ki, AFL-CIO geliyorum diyen savaşa karşı aylarca kayıtsız kaldı ve hatta yaklaşan savaşa karşı kitlesel muhalefetin oluştuğu sırada bile sessiz kalmayı becerdi.

15 Şubat 2003 tarihinde dünyanın dört bir yanında yapılan devasa gösterilerin ardından AFL-CIO Yürütme Konseyi nihayet kıpırdandı ve savaşa yönelik “kaygılarını ifade eden” ılımlı bir açıklama yayımladı. Bunu yaparken bile AFL-CIO Beyaz Saray’ın yalanlarını kınamak yerine, Bush yönetiminin Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasını -BM denetçileri tarafından çürütülmüş bir iddiayı- benimsiyordu. Sweeney ve şürekası bu açıklamada işçiler adına sadece ve sadece ABD hükümetine geniş bir uluslararası koalisyon oluşturmayı ve bir savaş başlatmadan önce Birleşmiş Milletlerin onayını almaya çalışmayı tavsiye etti. ABD ve Britanya BM’nin karşı çıkmasına rağmen harekete geçince ve Irak’a karşı emperyalist saldırıyı başlatınca AFL-CIO derhal Beyaz Sarayın arkasında yerini aldı.

AFL-CIO’nun emperyalist savaş destek vermesi sadece Irak’taki emekçi insanların kaderini hor gözle baktığını göstermiyor, aynı zamanda ABD’de derinleşen bir krizle yüz yüze olan işçilere karşı kayıtsızlığını da ortaya koyuyor. Sweeney ve diğer bütün AFL-CIO bürokratları Bush yönetiminin savaşın yarattığı ortamı işçi sınıfına yönelik saldırıları artırmak için bir fırsat olarak kullanacağını gayet iyi biliyordu.

Bugünlerde Beyaz Saray, Kongre’den zenginler için kapsamlı bir vergi indirimi planı geçirmeye çabalıyor. Zenginlere verilecek bu hediye, sosyal programların daha fazla tahrip edilmesini getirecek ve Sosyal Güvenlik ve Medicare’in yükümlülüklerini yerine getirememesi tehlikesini yaratacak. Aynı zamanda Bush yönetimi fazla çalışmanın tazmini ile ilgili kuralları değiştirerek, yüz binlerce işçinin aleyhine olacak şekilde 40 saatlik haftalık çalışma süresini uygulamadan kaldırmak istiyor. Bush yönetim daha şimdiden şıpın işi bir yasal düzenleme yaparak yeni kurulan Anavatan Güvenliği Bakanlığı’nın istihdam ettiği binlerce kamu işçisinin sendikalaşma hakkını ortadan kaldırdı bile.

AFL-CIO nedir?

Şurası çok açık ki AFL-CIO temsil ettiğini söylediği işçilerin çıkarlarını temsil etmiyor. AFL-CIO aldıkları avantalar ve tombul maaşları şirket yönetimleriyle ve devletle işbirliği içinde olmalarına bağlı olan sendika yönetimlerinin dar çıkarlarını temsil ediyor. AFL-CIO işçi sınıfının geniş kesimlerinin ihtiyaçlarını ve özlemlerini dile getiremeyen, can çekişmekte olan bir örgüt.

AFL-CIO kan kaybını durdurduğu izlenimini nasıl verdi?

35 yıllık bir dönem içinde ABD’de sendikalaşma oranı % 28’den % 13’e geriledi. Clinton yönetimi sırasında AFL-CIO’nun kan kaybını durdurduğu düşünüldüyse de bunun geçici ve parayla satın alınmış bir durum olduğu ortaya çıktı. AFL-CIO, Sweeney’nin başa gelmesinin ardından  Demokrat Partiye yaptığı parasal desteği önemli ölçüde artırdı: 1992’de 30 milyon $ olan bu tutar 1996’da 37 milyon $’a yükseldi. Bu artışın kendi başına önemli bir artış olduğu açık. Ancak aynı dönemde büyük sermayenin Demokrat Partiye verdiği toplam parasal desteğin 48 milyon $’dan 33 milyon $’a gerilediği düşünülürse AFL-CIO’nun bonkörlüğünün göreli öneminin daha da büyük olduğu görülür. Clinton döneminde AFL-CIO ile ABD yönetimi arasında ılıman bir ilişkinin kurulması ve kamu kesiminde sendikaların tasfiyesinin hız kesmesi bu sayede oldu.

AFL-CIO ve Amerikan sendikalarının yönetimleri Körfez’deki savaşı, “yurtseverlik” çığırtkanlığı yaparak ve büyük sermayenin siyasi kurumlarına uşaklık ederek, bir kez daha Amerikan kapitalizmi için faydalı olduklarını, hâlâ işe yaradıklarını göstermeye yarayacak bir fırsat olarak gördü. Ancak 1945-1974’ün “Keynesyen” dönemi çok gerilerde kaldı ve işçi bürokrasisinin bu çabaları yirmi yılı aşkın bir süredir olduğu gibi bundan sonra da karşılıksız kalmaya mahkum.

Neyse ki tablonun tamamı karanlık ve ümitsiz değil. Küreselleşme karşıtı ve savaş karşıtı eylemler henüz tutarlı bir program ve perspektiften yoksun olsa da ABD işçi sınıfının son yıllarda hem büyük sermaye ve onun Demokrat ve Cumhuriyetçi partideki temsilcileri ile, hem de AFL-CIO bürokrasisi içindeki uşaklarıyla hesaplaşmaya giden yolda önemli adımlar attığına işaret ediyor.

[1] AFL-CIO’nun resmi web sitesinde, “Sendikalar Hakkında Her Şey” başlıklı bölümde, “Askerlerimizi Destekleyelim” sloganı ile hazırlanmış bir alt-bölüm var (http://www.aflcio.org/aboutunions/troops). Bu alt-bölümde Amerikan askerlerine ve ailelerine maddi ve manevi yardımların nasıl yapılabileceği konusunda her türlü bilgi veriliyor ve isteyenler AFL-CIO’nun web sitesi üzerinden ABD Ordusuna yardım da yapabiliyorlar.

[2] AFL-CIO üyesi Uluslararası Yükleme-Boşaltma İşçileri Birliği’nin resmi web sitesinde konuyla ilgili yapılan açıklamayı okumak için bkz.: http://ilaunion.org/ILAaidsArmForces.asp ve http://ilaunion.org/ILA_Pledges_Support_for_Troops.asp

[3] 1.4 milyon üyesi ile AFL-CIO’nun en güçlü sendikası.

[4] Hoffa hakkındaki usulsüzlük iddiaları 1990’lı yılların ikinci yarısında ayyuka çıkmış bir sendikacı. Hoffa,  hakkında 700.000 $’lık bir usulsüz soruşturması yürütülen Ron Carey’nin (oysa seçilirken ona “Bay Temiz” deniliyordu) yerine 1998’de Teamsters’ın başına geldi.

[5] Hoffa’nın ABD Ordusu’na destek verdiği açıklamayı okumak için bkz.: http://www.teamster.org/03news/nr_030320_4.htm

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Kemal Ülker
  • Yıl: 2002
  • Kurum: Hava-İş Sendikası
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş