AVRUPA BİRLİĞİ VE SENDİKACILIK

Almanak 2002Avrupa Birliği’nin ekonomik ve sosyal açıdan bütünleşme sürecinde en sorunlu alanlardan biri olarak işçi sendikaları görüldü. İşçi hareketine örgütlü olarak yön verecek bu sendikaların etkisinin kırılması gerekiyordu. Bunun için ise iki yol vardı. Biri, sendikaları bütünleşme sürecine ikna etmek ve bu süreci birlikte sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek; ikincisi ise bütünleşme sürecine karşı çıkılması halinde sendikaları etkisizleştirmektir. Bütünleşmeye destek veren sendikalar korporatist ilişkiler çerçevesinde güçlendirilmeye çalışılırken, karşı çıkanlar zayıflatılarak etkisizleştirilmeye çalışıldı. AB’nde son yirmi yılın sendikacılığı biraz da bu bakış açısı ile yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Bu nedenle bu süreci biraz daha ayrıntılı değerlendirmek yararlı olacaktır.

1970’li yılların başında Avrupa Birliği’ni oluşturma düşüncesine ve sürecine sol sendikalar karşı çıkarken, sağ ve merkez sendikalar destek vermişlerdir. Merkez ve sağ eğilimli sendikaların desteğinin arkasındaki düşünce, ekonomik ve sosyal nedenlerin yanı sıra birleşik bir Avrupa’nın Dünya’nın önemli güçlerinden biri olacağı yönündeki beklentidir.[1] Bu beklenti içinde olan sendikalar hızla korporatist ilişkiler ağı içinde yer almış, komisyonlar ile iyi ilişkiler kurmuşlardır. Kuşkusuz bu iyi ilişkilerin karşılığında bu kurumların karar alma süreçlerine de dahil edilmişlerdir.[2] Ancak, 1970’li yılların başında iyimser bir şekilde AB sürecine destek veren sendikalar izleyen yıllarda beklentilerinin karşılanmadığını da görmüşlerdir. Bu türden beklentilere en iyi örneği Almanya’nın güçlü sendikası DGB’nin istekleri oluşturmaktadır. Bu istekleri şöyle özetlemek mümkün: Ekonominin farklı düzeylerde demokratikleştirilmesi; sermaye ve gelir dağılımında daha büyük adaletin sağlanması; çalışma şartlarının iyileştirilmesi; çok uluslu şirketlerin Avrupa düzeyinde denetlenmesi politikasının izlenmesi.[3] Bu türden beklentiler sadece DGB’ye özgü değildir, Fransa’da CGT dışındaki sendikalar, İtalya’da CGIL dışındaki sendikalar, Belçika’da CSC ve FGTB, Hollanda’da FNV, CNV ve MHP, Danimarka’da LO (bütünlüklü olmasa da çoğunluklu olarak) da AB sürecini destekleyen ve DGB gibi bazı olumlu beklentiler içinde olan sendikalardır. Bugünden bakıldığında bu beklentilerden hiç birinin gerçekleşmediğini, ancak beklentilerin tersi yönünde önemli gelişmelerin olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Çok Ülkeli Şirketler beklentinin tersine AB’yi denetleyip yönlendirmekte, sendikasız bir AB oluşturmak için büyük çaba sarf etmektedir.

 

Fransa’dan CGT, İtalya’da CGIL, AB sürecini sermayenin çıkarlarına hizmet edecek olan bir yapılanma olarak değerlendirmiş, şiddetle karşı çıkmıştır. Ancak, bu sert karşı çıkış 1990’lı yıllarda değişmeye başlamış, Birliğin sosyal yanı da ön plana çıkarması gerektiği beklentisine dönüşmüştür. İngiltere’de TUC, 1980’lerin sonuna kadar AB sürecine sıcak bakmamış sert bir muhalefet sürdürmüştür, ancak, 1990’lı yıllarda bu politikasını değiştirerek Birliğe olumlu bakmaya başlamıştır. Öyle anlaşılmaktadır ki, son yirmi yıl korporatist ilişkilerin yoğunlaşmasına bağlı olarak muhalif sendikaları da uyumlu bir hale getirmiştir. Kuşkusuz bu korporatist ilişkilerin yoğunlaşmasında, en önemli rolü 1973 yılında kurulmuş olan sosyal diyalogun en önemli aktörlerinden Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) oynamıştır.

Avrupa Birliği süreci başından itibaren ekonomik bir süreç olduğu için işçiler ve örgütleri temsil açısından işverenlerden sonra, oldukça gecikmeli olarak yerlerini almışlardır. Kuşkusuz bunda ulusal sendikaların karşı çıkışlarının da önemli bir etkisi bulunmaktadır. Avrupa Birliği’nin değil de Avrupa Konseyi’nin kapsadığı daha geniş bir alanda kurulan ASK, Uluslararası Özgür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (UÖİSK/ICFTU) bir kolu olan Özgür Avrupa Sendikaları Konfederasyonu’nun (ÖASK) yerini almıştır. Ancak, ASK’nın kuruluş süreci Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (AKÇT) kuruluşunu izleyen yıllara kadar gitmektedir. Sendikaların Avrupa düzeyinde örgütlenmesi, 1951’de AKÇT’nin kurulmasının ardından, özgür maden ve çelik sendikalarının 1952 yılında biraraya gelmesiyle gerçekleşmiştir. Roma Anlaşmasının 1957’de imzalanıp, 1958 yılından itibaren yürürlüğe girmesinden sonra, UÖİSK/ICFTU üyesi olan altı ülkenin konfederasyonları “Avrupa Sendika Sekreterliği”ni oluşturmuş, 1969 yılında da AET üyelerinin UÖİSK/ICFTU üyesi olan ulusal sendikalar, özellikle DGB ve TUC’un girişimiyle  ÖASK’ı kurmuşlardır. Aynı yıl Hristiyan sendikalar da “Dünya Emek Konfederasyonu Avrupa Örgütü”nü kurmuştur.[4] İşçi sendikalarının ASK/ETUC çatısında toplanması ise 8 Şubat 1973 tarihinde gerçekleşmiştir.

ASK kurulduğu tarihten itibaren Avrupa Birliği sürecinin ateşli savunucusu ve kuruluşunun önemli aktörlerinden biri olmuştur. Çünkü, AB, ASK için varlık nedenidir. Kuşkusuz, ASK’nın oluşumu Avrupa sendikacılığı için basit bir yapısal değişim, bir birliktelik değil, bunların ötesinde ideolojik değişimin de işaretidir. ASK ile İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra parçalanmış olan, sosyal demokrat sendikalar ve hristiyan sendikalar şeklinde ayrışmış olan sendikalar ilk kez Avrupa düzeyinde bir çatı alında bir araya gelmiştir. İzleyen yıllarda ise bu sürece sosyalist sendikalar da katılmıştır. 1984’e kadar ürkek ve çekingen şekilde süren bu katılım, Maastricht Anlaşmasından sonra iyice hızlanmıştır. Bu yeni sürecin sonucunda AB’nin oluşumuna katkının yanı sıra, ASK sosyo-ekonomik olgular üzerinde de karar alma ve karar oluşturma süreçlerinde etkili olma yönünde çabalar içine girmiştir.

Bir baskı grubu, çıkar grubu olarak çalışanların çıkarlarını savunan ASK, 1991 yılından itibaren temel bir amaç olarak sözleşmesel Avrupa alanı yaratıp yerleştirmeyi benimsemiş, sosyal Avrupa’nın  ateşli bir savunucusu olmuştur.[5]

ASK, kuruluşundan itibaren AB sürecine sıcak bakmış, süreçteki kurumlar ile işbirliğine girmekten kaçınmamıştır. Bu işbirliğinin karşılığında ise ASK ödüllendirilmiş, çeşitli konsey ve komitelerde temsil hakkı verilmiştir. Ancak, ASK’nın işlevi ve görevi çok daha farklıdır. Bu görevi G. Yılmaz şöyle açıklıyor: “gerek strateji toplantılarındaki tavırları ve gerekse üye sendikalarına düzenli olarak sirküle ettiği dokümanlardaki eğilimleri ile ICFTU ve ASK bugün, üye sendikaları üzerinden kapitalizmin ulusal ölçekteki yapılanması için toplumsal bir konsensüsün oluşturulması yönünde çalışmalar yürütmektedir” .[6]

İşçi sınıfının örgütü olduğu düşünülen ASK, bugün AB’nin kapitalistlerinin sermaye birikimi sorununa ve kar sıkışmasına çözüm arayan bir kurum kimliği kazanmış bulunmaktadır. Bunun için de işçi sınıfının mücadeleleriyle kazandığı haklarının geriletilmesi ve böylece emek maliyetleri düşürülerek sermayenin rekabet gücünün arttırılması yönünde başlatılmak istenen uygulamalar karşısında pasif kalan ASK zevahiri kurtarıp, tepkileri hafifletmek için bir şey yapıyor izlenimi bırakmak istemektedir. Bu isteksiz muhalefeti ortaya koymak için uzunca bir alıntı yapmak gerekiyor: “Avrupa’daki sosyal ilişkiler hızla kötüye gitmektedir. Diğer Avrupa üyesi ülkelerin yanısıra, Birliğe üye ülkelerdeki çeşitli Hükümetler, mevcut yasalar ve mevcut sosyal korumayı tek taraflı olarak revize etmek ve geriletmek suretiyle işçi haklarına saldırmaktadırlar. Aynı zamanda, işverenler de toplu pazarlık sistemini tahrip etmek için lobi faaliyetlerine devam etmektedirler. Böylesi bir tabloyla karşı karşıya bulunan ETUC, çeşitli ülkelerde birbiri ardına devam eden bir dizi işçi eylemi, gösteriler ve protestoları desteklediğini ve 20 Haziran günü İspanya’da yapılacak olan genel grev de dahil olmak üzere tüm bu eylemleri düzenleyen işçi örgütleriyle dayanışma içinde olduğunu açıklamak ister. ETUC, Madrid Hükümetince alınan bu kararların AB-İspanya Dönem Başkanlığı sürecine denk gelmiş olmasından büyük bir endişe duymaktadır. Bu saldırıların artık genelleşmiş bulunan karakteri, işçi haklarını ve kamu hizmetlerini de kapsayacak bir Avrupa Sosyal Modelini savunmayı hedef alan bir kampanya üzerinden Avrupa çapında koordine edilmiş bir yanıtı hak etmektedir. Ve ETUC önümüzdeki birkaç ay içersinde bu kampanyayı başlatacaktır. Hükümetler ve İşverenler sürekli olarak AB’nin gereksinimlerini ileri sürerek eylemlerini meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. ETUC, bu argümanları reddeder. Avrupa ekonomisinin, sosyal korumayı ve garantileri azaltarak daha rekabetçi bir konuma gelebileceği savı aldatıcıdır. Rekabetçilik, öncelikle ve her zaman, büyüme ve istihdamı teşvik eden, yeniliklere, bilgiye ve yaşam boyu eğitime yapılan yatırımların arttırıldığı -uzun zamandan beridir unutulmuş olan- aktif bir ekonomi politikasına bağlıdır."[7]

Kuşkusuz, ASK’nın bildirisinde dikkat çektiği “Avrupa Sosyal Modeli”nin, AB kurumlarının neo-liberal uygulamalarla gerilemenin nedeni tek tek AB ülkelerinde iktidara gelen siyasi partilerin eğilimleri değil, AB Zirveleri sonucunda belirlenen gündemlerdir. Bu gündemlere, Zirveler’de karşı çıkmayan/çıkamayan ASK, çareyi yükselen işçi hareketlerine usulen destek vermekte bulmuştur. Sermayenin çıkarlarını AB adına gözeten bir örgütten başka türlü davranmasını da beklemek eşyanın tabiatına aykırı olur. Bunu yapan bir örgütün Avrupa Komisyonunun emek aleyhine çıkardığı direktifler karşısında nasıl bir tutum takınacağını merak etmek de gerekmiyor. Ama, bu direktiflerin ne olduğunu bilmekte yarar var.

Avrupa Komisyonunun direktiflerinin temel amacı, emek piyasalarının çok daha fazla esnekleşmesidir. AB Zirvesi, verimlilikte ABD’nin oldukça gerisinde olunduğuna, önemli bir  işsizlik sorunu yaşandığına vurgu yapmış, AB içindeki “Sosyal Avrupa” çağrılarına karşı emek piyasalarında esnekleşmenin gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Barcelona Zirvesine çağrılan üye devletlerden emek piyasalarının esnekleşmesi ve yatırım, üretim ve ticaret rejimlerinde daha yüksek düzeyde liberalizasyon süreçlerini hızlandırmak için ortak eylemlerde bulunmaları istenmesi ve bu talebi destekleme amacıyla kullanılan argümanların başında AB verimlilik düzeylerinin ABD’nden geri olmasının  dile getirilmesi tesadüf olarak değerlendirilmemelidir. Zirvede, Hükümetlerden, istihdam sözleşmelerine esas olan hükümleri revize etmeleri ve eğer gerekirse maliyet konusunu yani toplu sözleşme sistemleri ve ücretleri bir kez daha tartışmaya açmaları istenmiştir. Emeklilik yaşı açısından mevcut yaş sınırına yavaş yavaş 5 yıl daha eklenmesi talep edilmiştir. Tüm bunlar yakın gelecekte yaşanacak çok ciddi sorunlar anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, İtalyan basınına ve kamu oyuna egemen olan 18 no.lu iş yasası üzerindeki tartışma, Avrupa Birliği düzeyinde seferberliği zorunlu kılan ve bir kez daha geç kalmış olan kapsamlı bir sınıf yüzleşmesinin önünü kesmek için kullanılan bir tıkaçtan başka bir şey değildir. [8] Kuşkusuz, merak edilecek olan da bu süreçte ASK’nın nasıl aktif bir tavır alacağıdır.

ASK’nın pasif tutumu ve AB Zirvelerinin yıkıcı rekabet karşısındaki arayışları sendikacılık için umut verici bir gelecek vaat etmemektedir. DTÖ-Liberalizasyon turları ilerledikçe sermayeler arası çatışma daha da gerginleşecek, AB ile ABD sermayesi arasındaki egemen olma yarışı, Çin’in küresel ticaret döngüsüne dahil edilmesiyle iyice hızlanacaktır. Rusya ise, bu yarışa katılmanın hazırlıklarını tamamlamak üzeredir ve yapılan planlara göre, Rusya, bir sonraki DTÖ Bakanlar Konferansında tam üyeliğe kabul edilecektir. İçindeki tüm sorunlara karşın AB, rotasını belirlemiş ve “2010 yılına kadar dünyada en fazla rekabet gücüne sahip olan ekonomik blok haline gelme” hedefine ulaşmak için kolları sıvamıştır. Rekabet yarışında öne geçmenin birincil unsuru emek olduğuna göre, AB normlarının 2010 yılına kadar tarihe karışacağı tespitini yapmak olasıdır. Başka bir deyişle, dünyanın tüm emekçilerini daha ağır, daha zorlu bir süreç beklemektedir. İkiz Kulelerin enkazı altında kalan, her zaman olduğu gibi işçi sınıfı olmuştur. Ancak tüm bu gelişmeler dünya işçilerini bir sınıf olarak birleştirme ve çıkarlarının aynı olduğunu görmelerine yardım etme potansiyelini de içinde barındırmaktadır. Arka arkaya yaşanan eylem, protesto ve grevler de bunun ilk sinyalleri olarak değerlendirilebilir.[9]

Öte yandan Çok Ülkeli Şirketler (ÇÜŞ) çalışma hayatına yönelik olarak kendi yasalarının oluşturmaya çalışmakta, AB normlarını hiçe saymaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren giderek artan bir büyüme ve genişleme kapasitesini arttıran ÇÜŞ’ler, vasıfsız veya yarı vasıflı işçilerle yürütülebilecek üretim faaliyetlerini düşük ücret ödeyen ülkelere kaydırırken, yüksek düzeydeki bir uzmanlaşmayı gerektiren malların üretimine (elektronik sanayii, uçak sanayii, hassas makineler sanayii ve benzeri gibi) köken ülkede devam etmektedirler. Bu yaklaşım iki temel sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi, köken ülkede istihdam olanaklarını daraltmak, ikincisi düşük ücret ödeyen ülkelerde yeni istihdam olanakları yaratmaktır. Birincisinde köken ülkenin sendikaları istihdam olanakları daraldığı için üye potansiyeli de daralmakta, vasıfsız işçiler arasında iş bulabilmek için başlayan rekabet nedeniyle ücretlerin daha da düşürülmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalınmaktadır. İkincisinde ise, ÇÜŞ’lerin yatırımlarını ülkesine çekmek isteyen ülkelerin mevzuatında çalışanlar aleyhine düzenlemelere gidilmesine neden olunmaktadır. Kuşkusuz her iki durumda da endüstri ilişkileri olumsuz etkilenmektedir. ÇÜŞ’ler, endüstri ilişkileri sistemlerinin devlet müdahalesi ile korunduğu ülkelere yönelik yatırım yapmakta temkinli davranmakta, rahatsızlıklarını dile getirmekte, bulundukları ülkenin endüstri ilişkileri sistemi içinde yer almamak için önemli çaba göstermekte, kendi üretim, insan gücü, sendika ve işçi-yönetici ilişkileri anlayışını benimsetmeye  çalışmakta, toplu pazarlıkları işyeri düzeyinde gerçekleştirmek istemektedirler. ÇÜŞ’lerin istihdam ettikleri işçi sayısı bu yaklaşımların sonuçlarına maruz kalanları göstermesi açısından önem taşımaktadır. Avrupa Birliği’ndeki en büyük 100 ÇÜŞ, 10.663.996 kişi istihdam etmektedir. Avrupa Birliği’nde bu boyutta işçi istihdam eden ÇÜŞ’ler ulusal endüstri ilişkileri sistemine karşı üç temel girişimde bulunmaktadırlar: Bir ülkeden diğerine endüstri ilişkilerini kontrol ve koordine etmek, Pan-Avrupa politikaları ve pratikleri geliştirme kapasiteleri ölçüsünde ÇÜŞ düzeyinde yeni endüstri ilişkileri yapıları oluşturmak, çok işverenli pazarlık sistemini pek çok ülkede geliştirip örgütsel düzeyde istihdam sistemini hakim kılmak.[10]

ÇÜŞ’ler olanaklı olduğu ölçüde sendikasız bir işletmecilik uygulamaya çalışmakta, tamamen dışlayamadığı anda uzlaşacağı sendikaları tercih etmektedir. İngiltere’de yaklaşık 300 ÇÜŞ’ün yüzde 56’sında sendikanın olmayışı, yüzde 21’inde ise, tek sendika ile muhatap oluşları bu açıdan önemli bir gösterge olmaktadır. ÇÜŞ’lerin endüstri ilişkileri sisteminin önemli aktörlerinden biri olan sendikaları dışlayarak, gerçekleştirmek istedikleri sendikasızlaştırma politikaları endüstri ilişkilerinin önemli sorunlarından birini oluşturmaktadır. Bu durum, sendikaların faaliyetlerini ve stratejilerini ÇÜŞ’lere yönelik olarak gözden geçirerek, yeniden yapılanmaya gitmelerini gerektirmektedir. Tersi durumda, önemli boyutta işçi istihdam eden ÇÜŞ’lerde sendikalaşmadan yoksun kalarak, daha da zayıflayacak, güç kaybedeceklerdir. Üstelik, ÇÜŞ'ler Çok Taraflı Yatırım Anlaşması Aracılığı (ÇTYA- Multilateral Agreement on Investment) ile egemenlik alanlarını daha da genişletme çabası içine girmiş bulunmaktadır.[11]

Yukarıda yapılan açıklamalar aymazlık içinde olan, yeni mandacı ve protektoracılara AB’ne üyelik ile Türkiye iş hukukuna taşınacak düzenlemelerin ne derecede işçi sınıfı lehine olacağını göstermek açısından yeterli olsa gerek. Lehte düzenlemeler bir yana, üyelik ile birlikte yukarıda gösterildiği gibi var olan haklar da geriye çekilmekte, olumlu kimi düzenlemeler ise en çok ihtiyaç duyulan alanlara uygulanamamaktadır (küçük ve orta boy ölçekli işletmelerde çalışanlar ile kısmi çalışanların sosyal güvenlik hakları gibi). Üstelik ücret, örgütlenme ve grev hakkı gibi sorunlara ise hiç yaklaşılmamaktadır. Peki, işçi sınıfı adına AB’ne girişi savunacak geriye ne kalmaktadır? Soyut laflar ve gerçekleşemeyecek beklentiler mi? Ya da kendi mücadelesine güven ve ücretli kölelik sistemine son vermenin onurlu kavgası ve isteği mi? ILO’ya ve Avrupa Konseyi’ne üyelik deneyimleri gözönüne alındığında bu sorulara yanıt da bulunmuş olacaktır.

EKLER

EK 1: Sendikalaşma oranları: AB-AB dışı

1985-1995 Döneminde AB’ye Üye, AB’ye Aday Üye ve AB Dışı Ülkelerde Sendikalı Sayısında Artış ve Azalış Oranları

AB Dışı ve AB’ye Aday Üye Ülkeler

Artış/Azalış Oranı (%)

AB Üyesi Ülkeler

Artış/Azalış Oranı (%)

G. Afrika

+126.7

Hollanda

+19.3

Çin

+22.0

Portekiz

-44.2

Şili

+89.6

Fransa

-31.2

Tayland

+77.3

İngiltere

-25.2

Filipinler

+69.4

Almanya

-20.3

G.Kore

+60.8

İsveç

-4.8

Zimbabya

+54.4

Avusturya

-8.3

Bangladeş

+57.8

Danimarka

+4.5

Guatemala

+35.9

Finlandiya

-2.4

Estonya*

-71.2

Lüksemburg

+13.3

Çek Cumhuriyeti*

-50.6

İspanya

+92.3

Macaristan*

-38.0

Yunanistan

-23.1

Polonya*

-45.7

İrlanda

-2.6

Romanya*

-7.5

İtalya

-6.8

Slovakya*

-40.1

Belçika

+5.8

KAYNAK: ILO, World Labour Report 1997-1998, Geneva, 1997’den yararlanılarak düzenlenmiştir. (*) Avrupa Birliğine aday üye ülkeler.

 

Ek 2: AB’de Sendikalaşma Oranı (%)

 

Ülke

Toplam

1980    1990  2000

 

Kadın (2000)

 

Erkek (2000)

Danimarka

76.0

71.0

87.5

88.6

86.5

 

Finlandiya

70.0

72.0

79.0

83,0

75,0

 

İsveç

80.0

83.0

81.0

83,0

78,0

 

Belçika

56.0

51.0

69.2

-

-

 

Lüksemburg** (a)

-

43.4

50.0

-

-

 

İrlanda (b)

-

48.9

44.5

-

-

 

Avusturya

56.0

46.0

39.8

29.1

48.2

 

İtalya**

49.0

39.0

35.4

-

-

 

Yunanistan (a)

-

24.3

32.5

-

-

 

Portekiz*

61.0

32.0

30.0

-

-

 

Almanya**

36.0

33.0

29.7

20.5

37,1

 

İngiltere

50.0

39.0

29.5

28.0

31.0

 

Hollanda

35.0

26.0

27.0

20.0

32.0

 

İspanya

9.0

13.0

15.0

-

-

 

Fransa

18.0

10.0

9.1

-

-

 
                 

Kaynak:www.eiro.eurofound.ie/2001/11/feature/tn0111148f.htmlwww.eiro.eurofound.ie/2000/12/feature/TN0012299F.html; ILO, World Labour Report 1997-1998, Geneva, 1997; Y. Akkaya-M. Çetik, Türkiye'de Endüstri İlişkileri,FEV/Tarih Vakfı, İstanbul, 1999.

2000 yılı sütunu için: * 1999, ** 1998, a 1990 yılı sütunundaki veriler 1995'e aittir; b 1990 yılı sütunundaki veriler 1993'e aittir.

KAYNAKÇA

AKILLIOĞLU, T., İnsan Hakları I-Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, AÜSBF İnsan Hakları Merkezi Yayını, Ankara, 1995.

AKKAYA, Y. -M. Çetik, Türkiye'de Endüstri İlişkileri, Tarih Vakfı/FEV Yayını, 1999.

BEEVER, C., “The Trade Unions and Integration”, (Ed. R. Mayne), Western Europe, London, 1986.

BOUVARD, M., Labour Mouvements in the Common Market Countries, 1972.

Cumhuriyet, 14.12.1999

ÇSGB, Çalışma Hayatı İstatistikleri 1998, Ankara, 1999.

DOKUZOĞLU, N., “Türkiye Sosyal Sigorta Uygulamasında Emeklilik Yaşı ve Dünya Uygulamaları ile Mukayesesi”, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bülteni, Sayı 14, Mayıs 1995.

DPT, 1998 Yılı Programı, Ankara, 1997.

GÜLMEZ, G.“Avrupa Sosyal Şartı Koruma Sistemi ve Türkiye”, Türk-İş Yıllığı ’99, Cilt 2, Ankara, 1999.

GÜLMEZ, M., Avrupa Birliğinde Sosyal Politika, Ankara, 2003.

HEPER, A., Avrupa İş Hukuku ve Türkiye, Avrupa-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, 1997.

KORAY, M., Avrupa Toplum Modeli? Nereden Nereye..., Basisen Yayını, İstanbul, 2002.

KÖKTEN, M., Avrupa Sendikaları, A.T.  Komisyonu Yayını, tarihsiz.

Milliyet, 11.12.1999

Petrol-İş, Petrol-İş 95-96 Yıllığı, İstanbul, 1996.

Resmi Gazete, 17 Aralık 1949.

Sabah,16.06.1999

Sabah, 11.12.1999

SSK, SSK İstatistik Yıllıkları

TİSK, Çalışma Hayatında Esneklik, Ankara, 1999.

UÇÖ/ILO, Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigortası Reform Projesi Sosyal Güvenlik Nihai Rapor, Cenevre, Mart 1996.

YELDAN, E. – A.H. KÖSE, “Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin Yapısal Sorunları Üzerine Gözlemler”, Mülkiye, Cilt: XXIII, Sayı: 217, Temmuz-Ağustos 1999.

YILGÖR, A.G., Esnek Üretim-Esnek İstihdam, İnsan Kaynakları Yönetimi Nedir? Neden Karşıyız?, Genel-İş Yayını, Ankara, 2000.

YILMAZ, G., “Uluslararası Sendikal Hareketin Küreselleşmeye Cevabına Eleştirel Bir Yaklaşım”, http://www.ir.metu.edu.tr/conference/papers.html

Zaman, 14.6.1999.


 

[1] ) M. Bouvard, Labour Mouvements in the Common Market Countries, 1972, 72-74.

[2] ) Bu türden ilişkiler için bakınız C. Beever, “The Trade Unions and Integration”, (Ed. R. Mayne), Western Europe, London, 1986.

[3] ) M. Kökten, Avrupa Sendikaları, A.T.  Komisyonu Yayını, tarihsiz, s. 18.

[4] ) M. Gülmez, Avrupa Birliğinde Sosyal Politika, Ankara, 2003, s.62-63.

[5] ) M. Gülmez, a.g.e., s.63.

[6] ) G. Yılmaz, “Uluslararası Sendikal Hareketin Küreselleşmeye Cevabına Eleştirel Bir Yaklaşım”, http://www.ir.metu.edu.tr/conference/papers.html

[7] ) Avrupa'da Sosyal Durum 5-6 Haziran 2002 tarihinde Brüksel'de toplanan ETUC Yönetim Kurulu tarafından onaylanan Önerge’den aktaran G. Yılmaz, a.g.m. 

[8] ) Free-Trade Cycle and political and union struggle in Italy, Massimo Cassinelli, 15 May 2002’den aktaran G. Yılmaz, a.g.e. Konu ile ilgili daha geniş değerlendirmeler için bakınız G. Yılmaz, a.g.e.

[9] ) G. Yılmaz, a.g.e.

[10] ) Y. Akkaya-M. Çetik, Türkiye'de Endüstri İlişkileri, Tarih Vakfı/FEV Yayını, 1999.

[11] )A.g.e.

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Yüksel Akkaya
  • Yıl: 2002
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş