15-16 OCAK 2002 ECZACI KEPENK KAPATMA EYLEMİ

Almanak 2002Ocak 2002’de Sağlık Bakanı Osman Durmuş tarafından eczacıların ilaç üzerindeki mesleki haklarının % 10 indirilmesi, ayrıca eczane raflarındaki ilaçların fiyatlarının % 10 indirilmesi Türkiye’de eczacılık mesleğini ve bu mesleğin üyelerini derinden sarstı.

Cumhuriyet tarihinde belki de ilk defa bir meslek üyelerinin % 98’inin katılımıyla gerçekleşen direnişi 2002 yılının 15-16 Ocak günleri eczacılar gerçekleştirdi. Türkiye’de 22.500 eczane 1.5 gün kepenklerini kapattı. İlaç hizmeti vermedi. Nöbetçi olarak bırakılan eczaneler hizmeti verdiler sadece.

Çok farklı siyasi görüşlerin, ağırlıklı olarak da liberal sağ ve sosyal demokrat dünya görüşlerinin hakim olduğu eczacıların, tek vücut olarak eyleme girişmeleri, siyasi nedenlerden değil ekonomik olarak, mesleki haklarının indirilmesi, ayrıca dönemin Sağlık Bakanı tarafından onur kırıcı ithamlarla suçlanmalarıydı.

 

2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri toplumun tüm kesimlerini derinden vurdu. İlaç-eczacılık kesiminde ise sadece eczacılar bu krizin sektörel bedelini ödemeye mahkum edildiler. Bu kriz süresinde Türkiye’de 1000’e yakın eczane kapanırken, ilaç sanayicileri ve ilaç ithalatçıları sadece durgun bir yıl yaşadılar. Yaşanan ekonomik krize rağmen Türkiye ilaç pazarı 2001 yılında % 7 büyüdü. Kutu sayısı olarak Türkiye’de ilaç tüketimi azalırken, dolar bazında Pazar büyüdü. Çünkü ilaç fiyatları gerektiği gibi denetlenmiyordu. Ve ilaç ithalatı adeta patlama yapmıştı. Bu kriz döneminde hemen her sektörde şirket iflasları yaşanırken ilaç sektöründe bir tek iflas yaşanmadığı gibi bir çok yabancı ilaç ithalatçısı da dünyada bulduğu her hangi bir ilacı Türkiye pazarına sokmaya çalıştı. İthal ilaçların oranı % 40’lara yükseldi. Oysa 1990’ların başında dışarıdan ilaç ithalatı % 5 civarındaydı. 1954’da Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası’nın çıkarılmasından sonra en fazla yabancı sermayeyi Türkiye’ye getirip yatırım yapanlar, yabancı ilaç firmaları oldu. Sektör olarak ilaç sektörü bu konuda başı çekti.

1995 yılına kadar patent yasası vs. gibi engeller olmadığı için yerli ilaç sanayi jenerik dediğimiz, orijinal ilacın benzerini üreterek, pazara girdiler ve çok büyük devlet teşvikleriyle önemli gelişmeler kaydettiler. Öyle bir an geldi ki yerliler, yabancı lisans vs. antlaşmalarıyla pazarda büyük pay sahibi oldular ve bizzat bu önde gelen yerli ilaç sanayicileri, yabancı ilaç tekelleriyle birlikte, Türkiye’de patent yasasının çıkması için lobi oluşturup baskı yapmaya başladılar. Oysa patent, ilaç keşfetme sermaye ve teknolojisi ile Ar-ge yeteneği olan yabancı, çok uluslu firmaların çıkarına, ülkemizin sağlık ve ekonomisinin aleyhine yabancılara tanınan bir ayrıcalık olacaktı. Sonuçta, patent yasası 1995 yılında kabul edildi. Bu tarihten sonra yabancı firmaların ilaç pazarındaki egemenliği artarak bu günlere geldi.

Türkiye’de büyük ilaç firmaları (yabancı ve yerli) bir araya gelerek, aynı çatı altında örgütlenip “İlaç Endüstri İşverenleri Sendikası” (İEİS) olarak ortak çıkarlarını hem sağlık otoritesine karşı hem de, kamuoyunda ve eczacılık çevrelerindeki eleştirilere karşı savunup geliştirmeye çalıştılar.

Türkiye’de sağlık sistemindeki yapılanma, koruyucu hekimlikten daha çok tedaviye yönelik olduğundan, ilaç tüketiminin artmasına neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak Türkiye’de sağlık harcamalarında ilacın payı % 40 tır. Oysa AB ülkelerinde sağlık harcamalarının % 16-18’i ilaç gideridir.

İşte bu temel özellikler nedeniyle, Türkiye ilaç pazarı her yıl % 10 büyüyerek, 2002 yılında yaklaşık 5 milyar $’a ulaşmıştır.

Eczacılara gelince; 140’a yakın firmanın ürettiği, veya ithal ettiği, ilacı, hastaya ulaştıran 23.000 eczacı, ilacın üzerinden ortalama yerli ilaçta % 25 ithal ilaçta % 16.6 meslek hakkı almaktadır. Pazarın % 40’ı ithal ilaç olduğuna göre Türkiye’de eczacıların ilaçtan aldıkları meslek hakkı ortalama % 21’i geçmez.

 Oysa ekonomik krizden önce eczacının payı ithal ilaçta % 20, yerli ilaçta ise % 28’i buluyordu. Demek ki ortalama olarak % 24-25 gibi kriz öncesi karlılıkları vardı. Bundan % 5 kaybettiler.

Eczacı, ilacın akademik olarak eğitimini almıştır. Mesleğe atıldıktan sonrada ekonomisini ve üretim düzenini öğrenir, şayet dünyayı takip ediyorsa, politikasını da öğrenmektedir. Bilinmektedir ki, ilacın üreticilerinin karı eczacının payının kat be kat üstündedir. Üreticiler, bir ilacı milyon kutu düzeyinde üretip, pazara girerken, eczacı perakendeci olarak, o ilacı 3 veya beş kutu olarak rafına koymak suretiyle hastaya ulaştırır.

Eczacılar, hakkaniyet ölçüsünün çok dışındaki bu paylaşımın farkındadırlar. İlaçta, hemen tüm sorumluluğu taşımanın yanında, eczanelerinde zor ve uzun bir mesai vererek, nöbet tutarak eczacılık hizmeti üretmektedirler.

Ülkede ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle 2001 Şubat’ta dolar fırladı. Etken madde ve bitmiş ilaç olarak ithalat yoluyla dışa bağımlı olan ilaç sanayii, ilaca aynı oranda zam istedi. Sağlık Bakanı ise onlara karşı duramadığı için, ilaç fiyatlarını göreceli olarak dizginlemek gayreti ile formül olarak, ilaçta  eczacı payının % 10 indirilmesine karar verdi. Daha da ileri giderek, akıl dışı bir yaklaşımla, eczacıların, parasını ödeyip almış oldukları, kendi raflarındaki ilaçların fiyatlarının da % 10 indirilmesi kararlaştırdı.

Sağlık Bakanı tarafından alınan bu kararlar, bir yönüyle, çoğu kez ilaç zamlarını haksız bulan ve eleştiren eczacı örgütleri ile onları destekleyen eczacılara iyi bir ders vermek olarak da düşünülebilir.

Aynı günlerde Sağlık Bakanı, medya aracılığıyla, ilaçta eczacıların haksız kazançları olduğunu ve zamlardan büyük rant elde ettiklerini kamuoyuna açıkladı.

İşte bu yaklaşım, eczanelerinde büyük bir özveriyle çalışan eczacıların tepkisini çekti. Türkiye’de ve sürekli yeni eczacılık fakülteleri açılması sonucu eczane sayısının artması, dolayısı ile gelir azalması ve geçim sıkıntısı ile boğuşan eczacıları çileden çıkardı. Eczacılar, bölge eczacı odalarına giderek, mutlaka protestolar yapılması gerektiğini ve oda yöneticilerinin eylemsiz kalmaları halinde, kendilerinin onlara rağmen eylemler yapacaklarını söylediler. Türkiye’de eczacılar meslek odalarında toplanarak bu doğrultuda kararlar aldılar. Yine bu döneme denk gelen Aralık 2001 Türk Eczacıları Birliği Büyük kongresinde, tüm delegelerin önerisi ve kabulüyle bir dizi eylem karar alındı. Bakanlara ve Başbakana toplu faks çekme, toplu olarak görüşme isteği ve nihayet 2 günlük eczaneleri kapatarak kepenk indirme eylemi bu kararlar arasındaydı.

Bu eylemlerin her biri, hemen hemen tam bir katılımla gerçekleşti. İstanbul’da 9 Ocak’ta 2000’e yakın eczacı önlüklerini giyip Sirkeci Büyük Postane önünde toplandı ve fakslar çektiler. 15 Ocak sabahı Türkiye’de Elazığ ili hariç tüm illerde eczaneler kepenklerini indirdi. Sadece nöbetçi eczaneler açıktı ve halka ilaç hizmetini bu nöbetçi eczaneler aksatmadan veriyorlardı. 16 Ocak 2002 tarihli gazeteleri Sağlık Bakanının istifa etmesinin en doğru iş olacağını, eczacıların haklı olduklarını vurgulayan başlıklarla çıktı. Başbakanlığa vekalet eden MHP Lideri Devlet Bahçeli, eczacılara yardımcı olunmasını istiyordu. 16 Ocak öğleden sonra kendi partisinden olan Sağlık Bakanı ile Türk Eczacıları Birliği Başkanı’nı çağırıp uzlaştırma toplantısı düzenledi. Toplantı sonucunda varılan anlaşmaya göre;

1-         Boykota katılan eczacılara ceza verilmeyecek.

2-         Eczacılardan alınan % 10 meslek hakkının % 5’i geri verilecek.

3-         Eczacıların devlet kurumlarına verdikleri ilaçlarda yapılan %5 iskonto % 2.5’a indirilecek.

16 Ocak saat 14.00’de Türk Eczacıları Birliği Başkanı televizyonlarda bir konuşma yaparak, kepenk kapatma eyleminin bittiğini açıkladı. Varılan anlaşmanın maddelerini okudu.

Böylece eczacıların 1.5 gün süren, Türkiye’de çok ses getiren, kepenk kapatma eylemi bitirildi. Eylem göreceli de olsa amacına ulaşmıştı.

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Zafer Kaplan
  • Yıl: 2002
  • Kurum: İstanbul Eczacı Odası Başkanı
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş