TEKEL MEDYASI VE YAYIN POLİTİKASI

Almanak 2002Tüm yazılı, işitsel ve görsel kitle iletişim araçlarına kısaca medya denir. Medya ile toplum ve devlet arasında yazılı ve yazısız birtakım kurallar vardır. Yazılı olanlar ilgili yasaların medyaya ilişkin maddeleri, yazısız olanlar ise toplumdaki ahlak kurallarıdır. Doksanlı yıllara kadar ülkemizde işitsel ve görsel medya, devlet tekelinde idi. Özel sektör, medyanın sadece yazılı kısmını yönlendiriyordu. Yazılı medyanın toplumda boy göstermesinden doksanlı yıllara kadar geçen sürede bu iş meslek olarak yapılıyordu. Yine seksenli yıllarda yozlaşmanın, hız kazandığı tarihlere kadar, toplumda, meslek ahlakı, namus, şeref kavramları gibi tabu sayılıyordu. Gazete sahipleri gazetelerinin başyazarları, mesleğin koruyucuları ve çalışanlarının, gelecekte olmak istedikleri, mesleklerinin önderleriydiler. Ahmet Emin Yalman, Bedii Faik, Yunus Nadi, Nadir Nadi, Sedat Simavi bu mesleğin saygın temsilcilerindendir. Ancak dünya dönüyor ve doksanlı yılların başlarında medyadan devlet tekeli kalkıyor. Dünyada tek kutuplu bir döneme geçiliyor. Bu durum kutup başı ve yandaşlarının dünyada yeni sömürü çarkları geliştirmelerini de beraber getiriyor. Kutup başı ile sıkı temasta olan ülkemiz de bu sömürü çarkının içinde yerini alıyor, ancak sömürülmek üzere. Bunun belirtileri çeşitli alanlarla birlikte medyada da kendinin gösteriyor. Yukarıda belirttiğimiz meslekten gazetecilerin yerini hızla tüccarlar almaya başlıyor. Hem de ne başlamak. Üçer, beşer, onar tanesini birden alıyorlar. Kısa bir zamanda medya denildiğinde 2-3 kişi akla geliyor. Peki bunu engelleyen yasalar yok mu? Var. Ancak minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor. Kapıcısının, şöförünün, hizmetçisinin üstüne kaydettiriyor yasanın izin vermediğini. Buyurun size bir fiili durum.

 

Dünya dönmesini sürdürüyor, yeni bir bin yıla giriyoruz. Ekonomik krizler daha sık gelmeye başlamış, işsizlik artmış, enflasyon çeyrek yüzyılı geride bırakmış ama, şiddetinden bir şey kaybetmemiş, iç ve dış borç faizleri bütçenin yarısını geçmiş, tam bir çaresiz toplum tablosu. Böyle bir ortamda hükümet, medyayı ilgilendiren yasalarda değişikliğe gidiyor. 4676 sayılı yasanın 13. maddesiyle değiştirilen 3984 sayılı yasanın 29. maddesinde, değiştirilmeden önce konumuzu ilgilendiren şu hükümler vardı:

– Aynı özel radyo ve televizyon kuruluşunda üçüncü dereceye kadar olan kan ve sıhri akrabalar aynı zamanda pay sahibi olamazlar,

– Bir hissedarın, bir kuruluştaki pay tutarının, ödenmiş sermayenin % 20 sinden  ve birden fazla pay sahibi olanların bu kuruluştaki tüm paylarının toplamının da % 20 den fazla olamayacağı; bu kural bir önceki maddede yer alan akrabalar içinde geçerlidir.

– Belirli bir özel radyo ve televizyon kuruluşunda % 10 dan fazla payı olanların Devletten, diğer kamu tüzel kişilerinden ve bunların doğrudan  ya da dolaylı olarak katıldıkları teşebbüs ve ortaklıklardan herhangi bir taahhüt işini doğrudan doğruya  ya da dolaylı olarak kabul edemeyecekleri ve menkul kıymetler borsalarında işlem yapamayacakları,

Yasa değiştikten sonra ise:

– Sahip oldukları radyo veya televizyon kanallarının yıllık ortalama dinlenme ve izlenme oranı % 20 yi geçmemek koşuluyla bir gerçek ya da tüzel kişi veya sermaye grubu birden fazla radyo ve televizyon  sahibi olabirler. (Bu oranı yakalayan radyo ve televizyon yok)

– Televizyon ve radyo kuruluşu sahipleri kamu ihalelerine girebilir, menkul kıymetler borsalarında işlem yapabilirler. Şekline dönüşmüştür.

Yasa çalışmaları sırasında çeşitli çevreler görüş belirtmişlerdi. Doğan Medya Grubun’dan Ertuğrul Özkök yabancı bir büyükelçiden aldığı bilgiler ışığında:

Türkiye’de yerel ve ulusal televizyon sektörünün 850 milyon dolar gideri, 450 milyon dolar geliri olduğunu, aradaki 400 milyon dolar farkın kara para ile karşılandığını RTÜK yasasının değişmesiyle bu kara paracıların ortaya çıkacağını, aksi halde bu 400 milyon doları sisteme aktaranların medyaya hakim olacaklarını vurguluyor. “maskeler düşünce altından 400 milyon dolarlık kapkara bir çukur çıkacağından endişe edenler” söylemiyle de yasanın yeni şekline karşı olanları kara parayı sisteme aktaranların yandaşı olmakla suçluyor. O sıralarda  Sabah gazetesi başyazarı olan Güngör Mengi’nin görüşleri de şöyle:

Yasadaki kısıtlamalar nedeniyle televizyon sahibi büyük yatırımcıların hisselerini paravan kişilere devretmek zorunda bırakıldıklarını, bu durumun da rejim düşmanlarını bu alana sızdırdığını belirtiyor. Mengi ayrıca, sahibi belli olan televizyonların  kaliteli yayın yapacaklarını, kamu ihale yasağının kalkmasıyla ciddi ve itibarlı kuruluşların yayın alanına gireceklerini sözlerine ekliyor.

Bu gün bu yazarların savundukları yasalar yürürlükte idialarının ne ölçüde gerçekleştiğini kamuoyu izliyor. Medyada tekelleşme gerçekleşti. En büyük grubun tv leri, radyoları, 8 gazetesi ve çok sayıda magazin dergisi var. Ayrıca bu yalnız bizim gözlemimiz değil. Merkezi Brüksel’de bulunan Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) temsilcileri 26-30 Nisan 2002 tarihinde resmi yetkililer, ilgili uzmanlar, medya sahipleri  ve Türkiye Gazeteciler sendikası temsilcileri ile kapsamlı görüşmeler yapıyorlar. Görüşmede Ceza Yasası, Basın Hukuku, medya sahipliği ve gazete sendikasının durumları ele alınmış. 15 Aralık 2002 Uluslararası ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu temsilcilerinin hazırladığı raporda:

Türkiye’de gazetecilerin % 5 inin sendikalı olduğu, medyada tekelleşme ve haberlerde medya sahipleri lehine sansür uygulandığı belirtiliyor. Raporda ayrıca, Doğan grubu genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün “212 sayılı yasadan nefret ederiz, sendikadan hoşlanmayız.” dediği belirtiliyor.  Konuk heyetin Doğan grubu ile ilgili yorumu ise şöyle: “Bu medya şirketi geleceğini Avrupa birliği içinde görüyor. Fakat, sosyal ilişkilerde Avrupa standartlarını tanımaksızın”. Medyada tekelleşmenin çeşitli çevrelere yansıması:

– Medya çalışanları: Büyük bölümü sendika ve sigortadan yoksun olan medya çalışanı, hemen hemen hiç zam almadan çalışmak zorunda, işten atıldığında veya ayrıldığında, patronlar arası centilmenlik anlaşması gereği bu sektörde işe alınmıyor, yasal güvencelerden yoksun olduğu için kıdem tazminatı alamıyor.

– Topluma yansıması: Yayınları takip ettirmede, medyatik tiplerin dedikoduları ilk sırayı alıyor. İçerikten yoksun yarışma programları, toplumun geleceğine bir şey katmayan diziler ve ne yazık ki yanında çanak, çömlek verilmeden satılamayan gazeteler. Bunun sonucu, kolay yönlendirebilmek için kültürsüzleştirilen kitleler.

– Devlete yansıması: En güçlü baskı kurma araçlarını elinde bulunduran tekeller, her türlü ihaleyi, alma hakkına herkesten daha yakındırlar, çıkarları söz konusu olduğunda toplum ve ülke çıkarlarını gözetmeyebilir ve ülke güvenliğini  tehlikeye sokabilirler. Devlete rağmen bu gücü sergilemeleri toplumda hayal kırıklığı ve umutsuzluklara yol açabilir

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Hüseyin Kaya
  • Yıl: 2002
Bu kategorideki diğerleri: « 11 EYLÜL VE BASIN
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş