2003: HUKUKİ REFORMLAR VE UYGULAMA

Almanak 2003İnsan haklarının korunması ve gerçekleştirilmesi açısından 2003 yılı önemli bir yıl oldu. 2002 Kasım ayı milletvekili genel seçimlerinde tek başına iktidar olanağı bulan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin göstereceği performans nasıl olacaktı? Soru buydu. Seçimlerin hemen ardından AKP hükümeti, Avrupa Birliği ile ilişkilere önem vereceğinin ve gelişmekte olan sürece paralel bir tutum takınacağının işaretlerini vermeye başladı. 58. hükümet Abdullah Gül başkanlığında kuruldu. Ecevit hükümeti döneminde 3 paket yürürlüğe girmişti.

Abdullah Gül döneminde 4. uyum paketi hazırlandı ve 4778 sayılı bu kanun 2 Ocak 2003 tarihinde kabul edildi ve 11 Ocak 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun adı, “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” idi. 39 maddelik bu paketle, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Vakıflar Kanunu, Basın Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Dernekler Kanunu, Mahalli İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kanunu, Adli Sicil Kanunu, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve Olağanüstü Halin Devamı Süresince Alınacak İlave Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun, Türk Medeni Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklikler yapılıyordu.

23 Ocak 2003 tarihinde 5. uyum paketi ile 4793 sayılı Kanun kabul ediliyor ve Kanun 4 Şubat 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriyordu. Kanun, 7 maddelik bir paketti. Kanunla; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda, Dernekler Kanunu’nda değişiklikler yapılıyordu.

15 Temmuz 2003 tarihinde 6. uyum paketi ile 4928 sayılı Kanun kabul ediliyor ve Kanun 19 Temmuz 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriyordu. Kanun 23 maddelik bir paketti. Kanunla; Türk Ceza Kanunu, Vakıflar Kanunu, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, Nüfus Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, İmar Kanunu, Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu,, Adli Sicil Kanunu, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklikler yapılıyordu.

30 Temmuz 2003 tarihinde 7. uyum paketi ile 4963 sayılı Kanun kabul ediliyor ve Kanun 7 Ağustos 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriyordu. Kanun 37 maddelik bir paketti. Kanunla; Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu, Sayıştay Kanunu, Çocuk Mahkemelerinin Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da, Dernekler Kanunu’nda, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda, Yabancı Dil Eğitim ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğretilmesi Hakkında Kanun’da, Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nda değişiklikler yapılıyordu.

Bütün bu değişikliklerin, belli başlı insan hakları kategorileri açısından karşılıkları, yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, inanç özgürlüğü, kültürel haklar gibi haklardır. Tüm değişikliklerin ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve yasal çerçevesine bakarak, ‘Türkiye demokratik bir ülkedir’ demek mümkün değildir. Ancak kabul etmek gerekir ki, demokrasiye doğru evrilme sürecini yaşamaktadır Türkiye. Daha pek çok alanda, en başta anayasada, hukuki değişiklikleri gerçekleştirmek gerekir. Uygulama ise, başlı başına bir sorundur. Demokratikleşmeye, güvenlik bürokrasisi ve hukuk kurumları direnç göstermektedir. Yalnız bununla da sınırlı değil bu. Dil kursları ve radyo ve televizyonlarla yayın örneğinde olduğu gibi, devletin çeşitli kademelerinde görev yapan bürokrasinin direncini görmek gerekir. Zihni değişim kolay gerçekleşmiyor.

2003 yılı uygulamaları içersinde, İHD, işkence pratiğinde yeni unsurları tespit etti. Bir kere, işkenceyi şikayet ve hak arama bilinci açısından toplumda büyük bir cesaret oluştuğunu gözlemledik. Örneğin, doğu ve güneydoğu için yaptığımız bir çalışmada, şikayet başvurularının yüzde elli artış gösterdiğini saptadık. Bu artışın ihlallerdeki artışla değil, yurttaşların hak arama bilinci ile doğrudan ilgisini saptadık. Bu olumlu gelişmeye karşın, işkence konusunda güvenlik birimlerinin yeni taktikler geliştirdiklerini de saptadık. İlki, artık falaka, elektrik işkencesi ve Filistin askısı nadiren başvurulan bir işkence yöntemi haline getirilmiştir. Bunun merkezi bir emirle sağlandığı çok açık. Örneğin bütün bir güneydoğuda 505 kişinin işkence gördüğü bir ortamda, bir kişiye falaka, dört kişiye Filistin askısı, 5 kişiye elektrik işkencesi yapılmış. Ankara’da bu üç yöntem hiç uygulanmamış. İstanbul’da bir kişiye falaka, bir kişiye elektrik işkencesi tatbik edilmiş. İzmir’de bir kişiye elektrik işkencesi uygulanmış, Filistin askısı ve falaka işkencesi uygulanmamış. 2003 yılında toplam 1391 kişiye işkence yapıldığını saptadık. Bunlar Türkiye’nin 29 ilinde meydana gelmiş işkence olayları. Bu illerin 16’sı doğu ve güneydoğuda, 13’ü diğer bölgelerde yer alıyor.

İkinci önemli bulgu şudur: 2003 yılında işkence gören 1391 kişiden 241’i resmi gözaltı merkezleri dışındaki yerlerde işkence muamelesine maruz kalmış. Polis otomobilinde, minibüsünde, bir tarlanın kenarında, bir evde, sokakta ve benzeri yerlerde…

İHD bu gelişmeye 2003 yılında dikkat çekmişti. En üst düzeyde hem reform izleme kuruluna, hem de başbakan yardımcısı Abdullah Gül’e konu aktarılmıştı. Bu arada, 2003 yılı bulgumuzun ne derece önemli olduğunu hatırlatmak için, 2004 yılının ilk üç aydaki verilerinden de söz etmem gerekiyor. 2004 yılının ilk üç ayında işkence görenlerin sayısı 338’dir. 2003 yılının aynı döneminde bu sayı 392 idi. 2004’ün ilk üç ayındaki işkenceler Türkiye’nin 14 ilinde meydana gelmiştir. Yukarıda sözünü ettiğim sapmanın artarak devam ettiğini gösteren durum ise şöyledir: Resmi gözaltı merkezlerinde işkence görenlerin sayısı 2004 yılının ilk üç ayında 98 iken, resmi gözaltı yerleri dışında işkence görenlerin sayısı 139’dur. Bu tehlikeli gelişme, 2003’ten beri sürmektedir.

İşkence yöntemlerindeki değişiklik, işkencenin ortadan kalktığını göstermiyor. Hafiflediğini de. Tümüyle ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Sorunumuz yöntem sorunu değil. Sadece somut bir gelişme olduğu ve kamu otoritelerinin nasıl bir yol izlediğini göstermek için yöntemlerden söz ediyoruz.

2003 yılında gözaltına alınan insan sayısında büyük bir düşme gözlenmiştir. 2002 yılında yaklaşık 30 bin insan gözaltına alınmıştı. Bu sayı 2003 yılında 12 bin 500 civarındadır. Ancak bu gözaltılar konusunda da bir sapmaya işaret etmek istiyoruz ve bu konuda da hükümet yetkilileri tarafımızdan uyarılmıştır. 2003 yılında doğu ve güneydoğuda toplam gözaltına alınan insan sayısı 2794’tür. Bu insanların 908’i, İHD’nin toplumsal olay diye nitelendirdiği, barışçıl nitelikli olaylara polisin müdahalesi sonucu gözaltına alınmıştır. Basın açıklaması yapmak, dilekçe vermek, bir uygulamayı protesto etmek amacıyla bir araya gelen insanlardır bunlar. Toplam gözaltılar içindeki oran yüzde 35’tir. Batı illerinde bu oran yüzde kırklara varmaktadır. Belirtilen durumda, toplanma özgürlüğü gerçekleşmiyor demektir. Zincirleme olarak da, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakları, işkence görmeme hakkı ve benzeri haklar ihlal ediliyor demektir.

İHD verileri, uygulamada pek çok alanda ihlallerin devam ettiğini gösteriyor. Hukuki reformlar, makro düzeyde, demokratikleşme sürecinin yaşandığını göstermekle birlikte, yaşam bulmayan hukuki reformlar gerçek bir demokratikleşmenin gerçekleştiğini göstermemektedir. Kaldı ki, hukuki reformlar alanında da izlenen politika, çok sayıda yasanın bazı maddelerini değiştirme biçimindedir. Belli bir bütünsellikten yoksundur. Şimdiye değin, 7 uyum paketinde 46 yasada, 146 maddede değişiklikler yapılmıştır. Türkiye’nin değiştirilmesi gereken mevzuatı bundan ibaret değildir. Bu noktada, Türkiye’nin iç dinamiklerinin demokratik baskılarını siyasiler üzerinde yoğunlaştırması ve süreci hızlandırması, değişikliklerin kapsam ve niteliğini belirlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Öteden beri Kant’tan esinlenerek söylediğimiz gibi, ‘hukukun muhatabı olan yurttaşlar, hukukun yazıcısı olmalıdır.’

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Hüsnü Öndül
  • Yıl: 2003
  • Kurum: İHD Genel Başkanı
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş