İSTANBUL’DA YAPILAN NATO ZİRVESİ VE ÖĞRETTİKLERİ

Almanak 20042000’li yılların başları emperyalizmin saldırgan karakterini bir kez daha anlamak, aksini iddia edenleri çürütmek için yaşanan gelişmelerle gündeme damgasını vurmuştur.

‘İki Kutuplu Dünya’nın ortadan kalkmasıyla birlikte artık yeryüzünde savaşların olmayacağını, insanlık için kalıcı barış ve adaletin sağlandığını iddia eden burjuva ideologlarının propagandaları bir balon gibi sönmüştür bu yıllardaki gelişmelerle beraber. Üstelik bu tezlere ‘sol’ cenahtan da azımsanmayacak bir destek sunulmuş, sınıf mücadelelerinin bittiği, işçi sınıfının devrimci misyonunun tarihte kaldığı tezleri burjuvaziye sunulan destek olarak daha birkaç yıl öncesinde iddialı bir şekilde savunulmuştu.

Ama bilhassa Irak’a yapılan saldırı emperyalizmin karakterinin değişmediğinin, yapılan bütün propagandaların birer koca yalandan ibaret olduğunun kanıtı olarak gerçekleşmiştir. Burjuva medya aygıtlarının propagandası eşliğinde gerçekleşen saldırı, emperyalizmin varlığının savaşların varolması için geçerli ve yeterli olduğunu da dosta düşmana bir kez daha kanıtlamıştır.

Emperyalizmin ilelebet statükocu olamayacağı, yeni pazarlar, yeraltı ve yerüstü kaynakları için her an pazar kavgasına girişeceği, dünyanın haritasının yeniden çizilmesini talep edebileceği, başta Irak olmak üzere son yılların gelişmelerinde kendisini göstermektedir.

Başını ABD ve İngiltere’nin çektiği emperyalist kampın dünya haritasının yeniden belirlenmesi, kendilerine yeni pazar olanakları yaratılması için bütün dünyaya açtığı savaş ortadadır. Bu yalnızca tank ve füzelerle sürdürülen bir savaşın ötesinde medyasıyla, propagandasıyla, yeni ideologlarıyla, ‘teröre karşı topyekün savaş’ gibi yeni konseptleriyle, ‘medeniyetler savaşı,’ ‘ılımlı İslam,’ Büyük Ortadoğu Projesi gibi argümanları ve adımlarıyla da sürdürülmektedir.

Bunun yanı sıra başını Almanya ve Fransa’nın çektiği emperyalist kampın ise dünya pazarları üzerindeki hakimiyetlerini kaybetmemek, tersine daha da artırmak için ABD ve İngiltere ile kıyasıya bir rekabet içinde olduğu da ortadadır ve aralarındaki kavga açıktan sürmektedir. Rusya, Çin, Japonya gibi güçlerin de bu kavganın dışında olmadığı gözükmektedir.

Ama pazar kavgası için, yeraltı ve yerüstü kaynakları için emperyalistler arasında kıyasıya mücadele sürerken gelişen bir hak mücadelesine, ezilen halkların en ufak bir başvurusuna karşı topyekün birliktelik derhal sağlanmaktadır da. Bu da işin sınıf karakterinin her zaman belirleyici olduğunun, bunun yerine başka bir şeyin geçmesinin mümkün olmadığının açık bir kanıtıdır aynı zamanda.

Emperyalistler arasındaki çekişmelerin tüm hızıyla sürdüğü bir sırada geçtiğimiz yıl İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi birçok şeyi daha yakından görmemiz açısından olanak verici olmuştur. 28-29 Haziran 2004 tarihlerinde gerçekleştirildi İstanbul’daki zirve. İki gün boyunca İstanbul halkına karşı estirilen terörün doruklara çıkmasının yanı sıra aylar süren hazırlıklar ve bunun doğal sonucu olan baskılarla birlikte yapıldı NATO Zirvesi. iki gün boyunca İstanbul’un bir parçası emperyalistler tarafından askeri ablukaya alındı, işgal edildi. İnsanların evlerine, işlerine gitmelerine engel olundu. NATO Vadisi olarak adlandırılan geniş bölgede oturanlar, çalışanlar fişlendi. Zirve günlerinde İstanbul’un 184 caddesi İstanbul halkı için yasak alan ilan edildi. Tüm yüksek binaların tepelerine mevzilenen keskin nişancılar, CIA ajanları şüpheli İstanbullu aradılar arpacıklarının ucunda.

Yüksek güvenlik adını verdikleri korkunun boyutları o denli yüksekti ki, insanların yanyana gelebilecekleri tüm etkinlikler Zirve kapsamındaki üç ilçede, Beşiktaş, Beyoğlu ve Şişli’de, yasaklandı. Örneğin tüm nikahlar ertelendi. Üç gün boyunca balık tutmak yasaklandı. Oyuncakçıların uzaktan kumandalı araba ve uçak satmaları da yasaklandı.

Devletin bir kurumu olan TRT’ye iki kez baskın yapıldı. Köpeklerle TRT koridorlarında gezildi, çalışanların dolaplarında aramalar yapıldı. Yıllardır TRT’de çalışanlar gözaltına alındılar. Nisan ayından itibaren birçok kurum, dergi, kültürevi baskına uğradı. Çalışanları uyduruk gerekçelerle gözaltına alındı, tutuklandı. Tuzla tersanesi basılarak 1500 işçinin kimlik dökümü kontrol edildi, GBT kayıtlarına bakıldı. 27 Haziran’da NATO’yu protesto için yapılmak istenen miting yasaklandı.

NATO Zirvesi, öncesi ve sonrasıyla, hem emperyalistler, hem de anti-emperyalistler arasındaki mutabakatların olduğu kadar farklı yaklaşımların da gözler önüne serildiği bir süreç oldu.

NATO Zirvesi, beklendiği üzere emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkilerin iyice su yüzüne çıkmasının yanı sıra ezilen halklara karşı sımsıkı birlikteliğin bir kez daha vurgulandığı bir toplantı oldu.

Dünya haritasını yeniden çizme ve bu konuda da belirleyici olma isteğindeki ABD, bu yaklaşımını İstanbul’da da  sürdürdü. Yeni paylaşım planlarında NATO’ya daha aktif rol verilmesi isteği, NATO’nun ABD’nin yeni planlarının hayata geçirilmesinde bir vurucu güç olma dileği ABD’nin en önemli taleplerinden biri idi. Aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesi adı verilen Kuzey Afrika’dan Uzak Asya’ya kadar uzanan bölgenin NATO eliyle denetimi, ABD’nin gerçekleştirmeye çalıştıklarından biri idi.

Zirve günlerinde bilhassa ABD Başkanı Bush ile Fransa Cumhurbaşkanı Chirac arasındaki atışmalar ve demeçler pazar paylaşımının emperyalistler için önemini vurgular nitelikteydi. Ama bu dalaşma görüntülerinin yanı sıra sonuç bildirgesindeki NATO’nun Kuzey Amerika ve Avrupa arasında güvenlik konusunda en etkin platform olduğunun vurgulanması, NATO’nun savunma ve güvenliğin ötesinde ortak değerlerin korunmasında önemli bir rol oynadığının özellikle altının çizilmesi dünya halklarına karşı sermaye hakimiyetinin ve bu hakimiyete karşı geliştirilecek her adımın bastırılmasında sağlanan mutabakatın ve en önemli değerlerinin bu olduğunun belirtilmesi, aralarındaki çelişkilere rağmen sınıfsal tutumlarında her zaman ortak davranacaklarını da göstermekteydi.

ABD Başkanı Bush, Irak gibi daha birçok yere, ‘özgürlük’ götürme kararlılığını açık ve net olarak gösteriyordu İstanbul’da yaptığı konuşmalarda. Bu da dünya halklarının emperyalizmin üstesinden gelmeden, barışa kavuşmasının olanaksızlığını gösteriyor, önümüzdeki dönemlerde bekleyen görevleri ve anti-emperyalist cephelerin inşasının zorunluluğunu ortaya koyuyordu.

NATO Zirvesi’de ABD her istediğini alamadı. Birçok hamlesini diğer emperyalist güçlere kabul ettiremedi. Bunun yanı sıra, başını Almanya ve Fransa’nın çektiği cephe de ABD’nin planlarını tam anlamıyla bozamadılar.

Sonuçta Zirve, hesaplaşmaların devamına sahne oldu, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yağmalanmasında, yeni sömürü alanlarına sahip olma kavgasında hiçbir emperyalist gücün bir diğerinden geri kalmayacağının işaretlerinin verildiği bir arenaya dönüştü. ABD’nin Irak işgalinin NATO eliyle sürdürülmesi talebi reddedilirken, isteyen NATO üyesi ülkenin Irak ordusunu eğitebileceği şeklindeki karar ve isteyen ülkenin Irak’ta asker bulundurabilmesi şeklinde sonuç bildirgesinde yer aldı. Afganistan’daki NATO’nun görevinin devamı kararlaştırılmış, Bosna’daki askeri güç ise AB’ye devredilmişti.

Irak’taki işgale ve İstanbul’da yapılan NATO Zirvesi’ne karşı olan güçlerin de yaklaşımlarında birçok farklılığın olduğu Zirve süresince daha açıktan belirginleşti. NATO Zirvesi’ne karşı mücadelenin emperyalistlerin dünyayı kana bulama planlarına karşı mücadelenin bir parçası olduğu, Zirve’ye karşı sürdürülen kampanyanın anti-emperyalist mücadelenin ilerletilmesinin aracı olması gerektiğinin kavranmasının çok ötesinde yaklaşımlarla da karşı karşıya gelindi. Yapılması gerekenin Zirve vesilesiyle kitle mücadelesinin ilerletilmesini sağlamak, aydınlanma faaliyetlerini daha ileri boyutlara taşımak, bu Zirve ile sömürü düzeni arasındaki bağı daha net koyarak işçi sınıfının ve ezilen halkların sınıfsız, sömürüsüz bir dünya inşası için ilerleyişte daha geniş yığınlarla buluşmayı sağlamak iken birçok kesimin meseleyi böyle ele almadığına tanık olundu Zirve sürecinde. Elbette Zirve’yi ve ona karşı mücadeleyi bu perspektifle ele alanlar, mücadeleyi kitle mücadelesinin genişletilmesi şeklinde sürdürenler çabalarını sergilediler. Ama bazıları Zirve vesilesiyle kendi dar grup reklamlarını yapmanın fırsatını, olanağını yakalamışçasına da davrandı. Halka karşı zerrece sorumluluk duygusu taşımayanların, esasında sınıf ve halk diye bir derdi olmayanların ibretlik yaklaşımları da bir kez daha sergilendi. Emperyalizme, Irak işgaline ve NATO Zirvesi’ne karşı olan tüm güçlerin ortak davranma çabası bazı kesimlerce daha başından reddedildi. Yaklaşım anti-emperyalist en geniş cepheyi yaratmak yerine kendi reklamının yapılması ve fikrinin dayatılması olunca böyle bir birlikteliğin yakalanması da elbette mümkün olmuyordu. Dünyanın en azılı katillerini ülkemiz topraklarına adım atmalarına karşı verilecek cevap yerine kafalarda bu vesileyle nasıl şov yaparım düşüncesiyle davrananlar olunca Zirve süreci de doğal olarak bu farklı yaklaşımların sergiledikleri tavrın sergilendiği bir süreç oldu.

Zirve’ye karşı faaliyet sürdüren kesimlerin üç ana grup içinde toparlanmaları söz konusuydu. Bunlar Küresel BAK, İşgale Karşı Komiteler ile NATO ve Bush Karşıtı Birlik idi. BAK kişilerin tepkilerini sergiledikleri bir yaklaşım olarak kendisini ifade ediyordu ve elbette ona uygun davranıyordu. Örgütlü mücadeleden ve örgütlülükten olabildiğince uzak durmaya çalışan BAK, imzacısı olan konfederasyon başkanlarını bile ‘kişi’ olarak davrandırtıyordu. Küçük burjuva aydın yaklaşımının faaliyetlerinde de halka tepeden bakmak, kitlelere akıl veren bir tutum içerisinde bulunmak ana yaklaşım olarak gözüküyordu.

İşgale Karşı Komiteler ise TKP’nin bu süreçteki kamuflaj adıydı. İddialı sloganlar altında sürdürülen çalışma esasen bir reklam ajansının kampanyasından farksızdı. ‘İstanbul NATO’ya Kapılarını Kapıyor’ gibi iddialı bir sloganla sürdürülen kampanya, özünde afişlemenin ötesinde bir içerik taşımıyordu. Bilhassa zirve günlerinde gözüken geri çekilme, bu iddialı sloganlarının altının boş olduğunu kanıtlıyordu.

NATO ve Bush Karşıtı Birlik ise içerisinde partilerin, sendikaların, platformların, derneklerin de yer aldığı 128 kurumdan oluşmaktaydı. Bu anlamıyla da, sağlanmış olan en geniş birliktelikti. Ötesinde bu birliği oluşturanlar çok daha geniş kesimlerle ortak davranma, birliktelik oluşturma konusunda açık fikirliydiler diğer oluşumların tersine.

Elbette bu kadar çok kurum ve siyasi çevre arasında Zirve’ye karşı sürdürülmesi gereken mücadele konusunda birçok farklı fikir de bulunmaktaydı. Bu fikir ayrılıkları bilhassa Zirve günlerinde eylem anlayışları başta olmak üzere kendisini çok daha açıktan da hissettiriyordu. Halkın adına davranma anlayışı Birlik içerisinde yer alan bazı kesimlerde de  kendisini gösteren bir yaklaşım biçimiydi.

Ama bütün bu eksik ve zaaflarına karşın NATO ve Bush Karşıtı Birlik, Zirve günlerine kadar yoğun bir anti-emperyalist aydınlatma faaliyetini kendi önüne temel görev olarak koymuş, ona göre de davranmıştı. İşçilerle, emekçilerle buluşmak için yetersiz de kalsa adımlar atılmıştı. Sümerbank, Telekom, tersane, deri işçileriyle, sağlık ve eğitim emekçileriyle buluşmalar, bu alanlardaki paneller, toplantılar, eylemler bunların işaretleriydi.

Özetle NATO Zirvesi anti-emperyalist bilincin daha ileri seviyelere çekilmesi için önemli bir fırsat oluşturmuştu. Ve denilebilir ki, halkın anti-emperyalist duyguları, ABD karşıtlığı, Irak işgaline duyulan tepki bu dönemde çok daha fazla hissedilir durumdaydı. 68 gençliğinin önderlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının anti-emperyalist tutumları yeni gençlik kuşakları için çok daha fazla anlam taşır duruma gelmişti.

Sonuç olarak NATO Zirvesi günleri emperyalistlerin saldırgan tutumlarının daha yakından hissedildiği, onlar hakkında boş hayaller yayanların propagandalarının boşa çıktığı bir dönem olmasının yanı sıra anti-emperyalist saflarda olduğunu söyleyen ama halktan kopuk, halka karşı zerrece sorumluluk hissetmeyenlerin yalnız kendi dünyalarında kurdukları hayaller peşinde koştukları bir dönem olarak da tarihteki yerini aldı.

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Semih Hiçyılmaz
  • Yıl: 2004
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş