YOKSULLUK VE İŞSİZLİKLE MÜCADELEDE DAYANIŞMANIN ÖNEMİ

Almanak 2002Yeni dünya ekonomik düzeni, neoliberalizm, ülkemizde 80'lerden beri uygulanıyor. Ekonomi politikaları bu dönemde artan ölçüde uluslararası kurumların güdümüne girdi. Ülke IMF'ye teslim edildi, halkın kaderi 'serbest piyasalar' ın elindedir.

Özelleştirme, taşeronlaştırma, kamu hizmetlerinin kısılması ve ticarileştirilmesi hayata geçirilirken sanayileşme, yatırım, büyüme, teknolojik gelişme, istihdam ve gelir dağılımı gibi konuların sözü bile edilmemektedir.

Bu süreç içerisinde esnek, güvencesiz, kayıtsız çalışma yaşamı yaygınlaştırılırken, işçi sınıfının canı, kanı pahasına yarattığı mevziler ardı ardına yok edilmiştir.

Küreselleşme söyleminin emekçiler için kötü bir şaka olduğu acı deneyimlerle doğrulanmış bulunuyor.

Kapitalist merkezleri de içine alan küresel yoksulluk derinleşirken, geleneksel mücadele yöntemlerini baltalayan yapısal dönüşümler nedeniyle işçi sınıfı bozgun havası yaşamakta ve ezilenler aleyhine gelişen bu sürece karşılık, etkin mücadele biçimleri geliştirilememektedir. Bu öyle bir paradoksa dönüşmüştür ki, emekçiler açısından daha fazla taşeronlaşma, daha fazla işsizlik, daha fazla yoksulluk, aynı zamanda daha fazla örgütsüzlük anlamına gelmektedir.

Kapitalist sistem bir yandan küreselleşen yoksulluk yaratırken, çalışan sınıfların tarihsel kazanımlarını yokederken, örgütlülüklerini zayıflatırken öbür yandan "yoksullukla mücadele" programlarını da bizzat geliştirmeyi ihmal etmiyor.

Birleşmiş Milletler, OECD, Dünya Bankası gibi kurumların yoksullukla mücadele programları geliştirmeleri kapitalizmin insanlık için ne büyük bir tehlike teşkil ettiğinin de göstergesi olmaktadır. Çünkü "yoksullukla mücadele" programlarıyla yapılmak istenen, üretim dışına atılan, "gereksizleşen nüfusu" bir şekilde sistem için tehlikesizleştirmek ve yapısal dönüşümlerin bu risklerden arındırılarak sürekliliğini sağlamaktır.

Kapitalizm gerçekten öldürmektedir, çürütmektedir ve insanlığın her geçen zaman diliminde daha büyük bir bölümünü yarattığı gettolarda unutulmaya terketmeyi istemektedir.

Kentlerin varoşlarında işsizliğe, yoksulluğa ve yoksunluklara karşın ayakta kalma çabası, yoksulları suça itmekte, esrar, eroin, fuhuş, çeteleşme vb. yöntemler kaçınılmaz olarak ekonomi dışına atılan kesimlerin yaşamına girmektedir.

Ekonomik ve siyasi sistemin emekçi halk kesimleri aleyhine biçimlendirmeye çalıştığı toplumun, değişim talebiyle gelişecek halk hareketleri olmaksızın bu kıskaçtan kurtulamayacağı açıktır.

Ancak oklarını kapitalizme yöneltmiş toplumsal mücadele biçimlerinin güç kazanması, sınıf savaşındaki bu yenilgi havasının tersine dönmesini sağlayacaktır.

Kapitalist sistemin yoksul emekçilere ilan ettiği 'asimetrik savaş' koşullarında yoksulların gücünü büyütmesi ve toplumsal devrim doğrultusunda direnişi örmesinin önünde pek çok engel bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını sıralamak gerekirse:

Sınıfın ücret ve yapısal yönden parçalanması sınıfın toplu davranma yeteneğini kısıtlamaktadır. Enformel sektörde kayıtsız, güvencesiz iş yaşamı klasik tarzda örgütlenme yöntemlerini boşa düşürmektedir. Egemen güçlerin geliştirdiği 'yoksullukla mücadele ' programları, yoksullara yardım, bağış kampanyaları ve STK'lar üzerinden yapılan deniz yıldızlarını kurtarma operasyonları yoksul emekçilerin hak için mücadele bilincini gölgelemekte ve hedeflerini karartmaktadır.

Sistem karşıtı sınıf örgütlülükleri kapitalist sistem tarafından devlet eliyle sistematik bir şekilde baskı altına alınmakta, faaliyetleri etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır..

Varoşları siyasetten ekonomiye kadar sinsice kuşatan düzenin çürütücü güçleri, emeğin yeni tarzda örgütlenmesinde önümüzdeki engellerdendir.Bunlar yoksulluk ve yoksunluklar nedeniyle hiç bir hedefi bulunmayan işsiz gençliği doğrudan veya dolaylı olarak kıskacına alan yeraltı dünyası, varoş "korucuları"dır.

Söz konusu engelleri aşmanın en önemli ayaklarından biri yoksulların yaşam mekanlarının, örgütlenme ve mücadele alanları olarak en az fabrikalar kadar öneme sahip olduğu gerçeğinden hareketle davranmaktır. Emekçi semtlerinde sınıfsal bilinç dönüşümüne hizmet edecek toplumsal dayanışma mekanizmaları yaratılmalıdır.

Emekçilerin önemli bölümünün geçici, kayıtsız çalıştıkları, sanayiden evlere alınan işlerde çalıştıkları, belki de formel sektörde istihdam şansını yakalayabileceklerini akıllarına dahi getirmediklerini düşündüğümüzde bu kesimleri geleneksel yöntemlerle mücadele içine katmak gibi bir durumun söz konusu olamayacağı zaten ortaya çıkmaktadır.

Geleneksel işçi sınıfı içindeki örgütlenme, varoşlarda yoksul emekçilerin örgütlenmesiyle bağdaştırılabildiğinde ise emek güçlerinin sermaye karşısındaki mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedilmiş olacaktır.

Yoksul semtlerde en ufak rant, en ufak imkan büyük bir rekabet ve acımasız paylaşım yöntemleriyle dağılmaktadır. Bu durum semtte hiyerarşik ilişkiler, güç merkezleri oluşmasına ve güçlünün daha zayıfı ezmesiyle sonuçlanan ekonomik-siyasi sistemin daha kuralsız bir prototipinin yaratılmasına neden olmaktadır.

Kayıt dışı ekonomi ve diğer karanlık ilişkiler bu güç ilişkisi içerisinde işsizlerin ve yoksulların ayakta kalma stratejileri olmaktadır.

Bu mekanizmalar bir kere kurulduğunda ve geliştiğinde yerel baskı ve tahakküm unsurları olarak varoş yaşamının parçasına dönüşmektedir. Bunun örnekleri Latin Amerika ülkelerinde yaşanmaktadır.

Ülkemizde varoşların gelişimi bu yöne doğru hızla ilerlemektedir. Varoşlarda emeğin örgütlenmesi, yerel hegomonik ilişkilerin varlığını tehdit eden, güç ilişkilerini bozan unsurlar olarak görüldüklerinden bu güçleri karşısında bulmaktadır. Dayanışmanın yerel unsurlar üzerinden örülmesi, yaşamın her ayrıntısını paylaşmanın ve sorunları dayanışarak aşmanın yarattığı moral değerler, sosyo-politik mücadelenin gelişmesi halk örgütlenmesinin önünü açarken , en ufak bir boşluk kendilerine alan açmaya hazır olan bu güçler tarafından her fırsatta kollanmaktadır.

Yoksulluk ve işsizliğin kıskacında bugünden yarına nasıl ayakta kalacağını fazla kestiremeyen kent yoksullarına yukarıdan ideolojik söylemler geliştirerek, strateji ve taktikler göstererek ulaşılamamaktadır.

Tam tersine direkt yapıcısı ve uygulayıcısı olarak, yaşamı birlikte kolaylaştırarak pratiğin içinde her gün birbirini sınayarak geleceğe yanyana yürünebilmektedir.

En mütevazı işler de, en ses getiren işler de aynı özen ve yoğun emek süreçleriyle beraber kotarılabilmektedir.

Yerel sorunlardan, küçük üretim atölyelerinde yaşanan sorunlara, herkese gelir getirici iş talebinden, aş sorununa yaşamın her alanına müdahale etmek, her alanında çözümü birlikte ve dayanışarak gerçekleştirmek, halkın yalnızlaştırılmasının önüne geçmek ve örgütlülüğü ilmek ilmek örmek anlamına gelmektedir. Daha çok sokak eylemlerinde yanyana gelinen, birbirini derneklerde sendikalarda gören ve ortak hedefler için mücadele edilen tarzın kolaylıklarından uzak, tam aksine ortak yarınlar için bugünü birlikte yaşamak, bugün karşımıza çıkan yaşamsal sorunları beraber aşmak ve yarınlara yürümek...Yoksul emekçilerin kapitalizmin bilerek isteyerek yarattığı yoksulluk sorununu yenmek için örgütlenmesi ve mücadeleyi yükseltmesi bu denli yoğun emeği, çabayı ve sağlam iradeyi gerektirmektedir.

Kendiliğinden hareketler, patlamalar, kalkışmalar olsa bile örgütsüz halkın kaderini değiştirecek bir iradenin kendiliğinden ortaya çıkması beklenemez.

Bu nedenle bütün zorluklarına rağmen yoksulluk ve işsizlikle mücadelede dayanışmanın önemi büyüktür.

Dayanışmanın toplumsal boyutlara ulaşması için çalışmaların çok daha fazla derinleşmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu noktada özellikle politik süreçlerle içli dışlı olmuş halk kesimleri, örneğin Aleviler uygun koşullarda halk hareketi yaratacak eylem ve etkinliklere nispeten daha fazla katılım gösterirken böyle bir geleneğe sahip olmayan kesimler için aynı kolaylık mümkün değildir.

Semtlerinde art arda açılan içkili mekanlara karşı 96-98 yılları arasında Okmeydanı halkının geliştirdiği örgütlü tepki bu konuya en uygun örnektir.

Bölgede az sayıda siyasi öznenin yönlendiriciliğinde tepkiler örgütlü bir harekete dönüşerek zaman içinde kendini Halk Meclisi olarak ifadelendirmiştir.

'Bar-pavyon' eylemleri olarak başlayan süreç daha sonra Susurluk'ta açığa çıkan devlet-siyasetçi-mafya üçgenine tepkiler şeklinde sürmüş, çeşitli yerel sorunları da gündeme alarak nispeten düzenli toplantılarla kurumlaşmaya çalışılmıştır.Toplantılara orta-ileri yaşta kadın ve erkeklerin de katılımı sağlanarak karar süreçlerinde yer almaları hedeflenmiştir.

Bir süre sonra Halk Meclisi semtte çekim merkezi olmaya başlamıştır. Fırın mafyasının ekmek fiyatını düşük tutmak isteyen kadın bakkalı tehdit etmesinin ardından kadın bakkalın sorununu Halk Meclisine getirmesi veya okulda çete tarafından oğlu dövülen bir ailenin, çözüm için Halk Meclisine başvurmayı tercih etmesi gibi örnekler çoğalmıştır...

Öte yandan semt insanlarının girişimi devlet baskısıyla da karşılaşmıştır...Çalışmalar basından ve aydınlardan ilgi görerek gündeme girmeyi başarmıştır... Ancak, konjonktürün değişmesi, devlet baskılarının had safhaya çıkmasıyla beraber semt sakinlerinin yapılan etkinliklere katılımı azalmıştır. Ayrıca toplantılarda açığa çıkan anlayış ve öncelik sorunlarıyla ilgili sıkıntılar örgütlülüğün dağılmasının belirleyici nedeni olmuştur..

Bunda en önemli pay yerel sorunlara çözüm gücü olmaya çalışan ve halk inisiyatifini, halk iradesini öne çıkaran örgütlenme tercihlerinin, başka aidiyetlerin ihtiyaçlarına göre politik dayatmaların etkisiyle terkedilmesindedir. Başlangıçta halk hareketinin gelişmesindeki avantajlar, alışkanlıklar ve kestirmecilikten kaynaklı hatalara düşülmesiyle dezavantaja dönüşmüştür.

Halkın anlık ve kısa süreli olarak gündelik sorunları etrafında yanyana gelmeleri ve sorunlarına çözüm aramaları herzaman mümkün olmaktadır. Örneğin bir kaza anında yol kesme ve üst geçit talep etme, baz istasyonlarına mahallelerde gelişen eylemler, gecekondu yıkımına karşı eylemler gibi. Bu eylemlerin anlık ve kısa süreli olmaları biryana her kesimin hesapsız yanyana gelişi ve ortak bir amaç için güç birliğinin gerçekleşmesi daha ileri adımlar için de moral ve umut vermektedir..

Yine 98 yılında yıkım söylentileriyle birlikte başlayan eylemlilikler Okmeydanı halkını bu sefer bütün kesimleriyle yanyana getirmiş, Lazı, Romanı, Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdüyle beraber eylemler, paneller ve çeşitli etkinlikler düzenlenerek yıkım sorununa çözüm yolları birlikte aranmıştır.

Varoşlarda yaşanan dayanışma örgütlenmelerinden örnekler vermek gerekirse, hergün yaşanan yüzlerce ayrıntıda dayanışmayı aramak gerekmektedir.

Örneğin, semt insanları genellikle taşeron firmaların bolca bulunduğu semt atölyelerinde düzensiz, kayıtsız, güvencesiz çalışmaktadırlar ve sık sık iş değiştirmektedirler, işten çıkarılmaktadırlar. Bu giriş çıkışlarda çeşitli hak kayıplarıyla karşı karşıya gelmektedirler.

Bağcılar Dayanışmaevinde bu tür sorunlar sık sık gündemleşmekte, benzer sorunlarla yüz yüze gelen çoğu genç işçiler, kendi aralarında sorunlarına çözüm yolları aramaktadırlar. Genellikle işverenin ikna edilerek yanlış davranışından vazgeçirilmesiyle sonuçlanan bu girişimler olumlu bir etki yaratmaktadır.

Spor yapmanın ve sağlıklı olmanın bir hak olduğu görüşünü savunan Bağcılar ve Esenler Dayanışmaevi gençliği semtlerindeki boş arsaları ıslah ederek her yaştan semt insanının yararlandığı spor alanlarını faaliyete açarak 4 yıldır düzenli olarak turnuvalar düzenlemektedirler. Turnuvalara her yaştan kadın erkek mahalleliler katılmakta ve ödül olarak 'sevilen kitaplar' dağıtılmaktadır.

Okmeydanı Dayanışmaevinde sağlık taramaları ve sağlıkçıların ev ziyaretleri şeklinde yapılan sağlık dayanışması kısmen de olsa dayanışmanın karşılıklılığı ilkesine göre şekillenmiştir. Okmeydanı'ndan kadınlar da sağlık emekçilerinin 'kadroya geçme taleplerini gündemleştirmek, özelleştirmeyi protesto etmek' için hastane bahçesinde yaptıkları eylemleri desteklemişlerdir.

Dayanışma çoğu zaman çevre sorunları, kültürel etkinlikler, eğitim, sağlık, giysi ve akla gelen her konuda dayanışma organizasyonlarıyla beraber yürütülmekte, Dayanışmaevleri semtin aynı zamanda kültürel ihtiyaçlarına cevap veren kurumlar olarak işlevlendirilerek emekçi mahallelerinde kahve, köşebaşı ve ev üçgeninin dışında yaşam aktiviteleri sunmaktadır.

Körfez depreminde Dayanışmaevleri'nden emekçiler birleşerek Gölcük'te sağlık taramaları, depremzede çocuklara çadır sınıflarda eğitim, depremzedelerin taleplerini örgütlü bir şekilde gündemleştirmeleri için ihtiyaç duydukları dernekleşme konusunda çalışmışlardır. İstanbul'un varoşlarından deprem bölgesine gönderilmek üzere verilen erzakların sağlıklı dağıtılmasını gerçekleştirmişlerdir. İstanbul'da ise ilkyardım seminerleri, emekçi semtlerinde uzman kişilerin çağırıldığı 'Deprem nedir?' panelleri, arama kurtarma seminerleri düzenlenmiştir. Dayanışmaevlerinin hazırladığı 'Deprem nedir?' kitapçığını mahallelerde dağıtarak deprem sorunuyla mücadelede iç dayanışma geliştirilmeye çalışılmıştır.

Yoksulluk sorunuyla mücadele kapitalist sistemle mücadeledir. Ancak başta da bahsettiğimiz gibi küresel yoksulluğu yaratanlar (IMF,  Dünya Bankası gibi) yoksulluğu en çok konuşanlar oldular. Yoksulluk konusunda yapılan araştırmalar, konferanslar, yayınlar için fonlar tahsis ettiler. Yoksulluğun derinleşmesine ve yaygınlaşmasına hizmet edecek pek çok projeye imza attılar.

Dayanışmaevleri yoksulluğu konuşması gerekenlerin yoksullar olduğundan yola çıkarak 19 Ocak 2003 tarihinde Yoksulluk ve İşsizlikle Mücadele Kurultayı düzenledi. Emekten yana aydınlar, akademisyenler, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve sanatçılar yoksul halkla aynı platformda sorunları tartıştılar, çözüm yolları aradılar.

Zorluklar sık sık dayanışmaya emek harcayan güçlerin durup geriye bakmalarını ve 'ben doğru bir şey mi yapıyorum?' sorusunu kendilerine sormalarına neden olmuştur. Zaman zaman dayanışmanın karşılıklılık ilkesini hayata geçirmedeki zorluklar, varoşlarda hayatı yeniden örgütlemenin yükü, yavaş gelişen mücadelenin yarattığı sabırsızlık, sürekli emek vermek ve çok az moral bulmaktan kaynaklı zorluklar sıkıntılara neden olmuştur.... Ancak yaşanan deneyimler emekçi semtlerinin her yönüyle kucaklanmasının, örgütlenmesinin ve yoksulluğun gücünün yaratılmasının halkın yaratıcılığıyla ve emeğimizin cömertce sergilenmesiyle beraber gerçekleşeceğine inancımızı güçlendirmektedir.

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Serpil Kemalbay
  • Yıl: 2002
  • Kurum: Dayanışma Evleri

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş