Ögeler etikete göre görüntüleniyor: Uyum Yasaları

Almanak 2003AKP Hükümeti, iktidara geldiğinden bu yana, 1995 yılından sonra hızlanan AB’ye uyum sürecinde önceki hükümetler tarafından çıkarılan uyum paketlerinden daha fazla yasal düzenleme gerçekleştirdi.

Uyum paketi diye adlandırılan ve bazı kanunlarda değişiklik içeren yasal düzenlemelerin sayısı yediyi buldu. Numaralandırılmış uyum paketlerinin yanı sıra, Anayasa’da değişiklikler, Basın Kanunu’nun değiştirilmesi, DGM’lerin kaldırılması gibi düzenlemeler de yine son aylarda gerçekleşti.

AB tarafından Türkiye’ye müzakere tarihi verileceği varsayılan 2004 Aralık ayına kadar da TCK başta olmak üzere, CMUK, yerel yönetimler, sendikalar, ceza infaz rejimi vd. konularda yapılacak değişikliklerin taslakları da hazırlandı.

Bu kadar yoğun yasal düzenlemeler 12 Eylül’den bu yana görülmemişti.

Basın, süreci demokratikleşme ve Avrupa standartlarını yakalama olarak alkışlıyor.

AB yetkilileri Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerini yerine getirdiğini söylüyor.

AKP Hükümeti’nin hızla, peş peşe yaptığı yasal değişikliklerden sonra gerçekten özgürlüklerimiz genişledi mi?

Bu soruya, yapılan değişiklikleri inceleyerek yanıt aramaya çalışalım.

Daha önceki “uyum paketleri”ni tartıştığımız için bir tarafa bırakırsak; 7 Ağustos 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren, 4963 sayılı ve 30.07 2003 tarihli, yedinci uyum paketi adı verilen “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” otuz yedi madde olmasına karşın dişe dokunur dört değişiklik getirmiştir.

Bunlardan biri TCK 159 maddesindeki suçun, (yani hükümetin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif etme suçu), cezası bir sene hapisten altı ay hapse indirilmiş, yargılama ağır ceza mahkemesinden asliye ceza mahkemesine alınmış, vatandaşların geleneksel olarak kullandığı farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için kurs açılması serbest bırakılmış, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin asker olmasının yanı sıra sivil de olabileceği hükmü getirilmiş ve vakıfların uluslar arası alanda işbirliği yapabilmesinin önü açılmıştır.

Bu değişikliklerden “farklı dil ve lehçe” ile ilgili olanı senelerdir tartışılan Kürtçe eğitim, öğretim hakkıdır ki; yasal değişiklik yapılırken Kürtçe’nin adı bile anılmamış ve bunun yerine “geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçe” biçiminde adlandırma tercih edilmiştir. Kürtçe’nin adını dahi anmaktan çekinen bir yasal düzenleme ile Kürtçe’nin eğitim ve öğrenimde kullanılması ise mümkün değildir. Nitekim, yasal düzenlemenin ilk satırlarında  “Eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçe’den başka hiçbir dil, ana dilleri olarak okutulamaz” denilerek, anadilde eğitim ve öğretim hakkı inkâr edilmiştir.

“Geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçe”nin öğretilmesi için açılan özel dershanelere de yaklaşık bir sene çeşitli zorluklar çıkarılarak, yasal düzenlemenin fiilen kullanılması engellenmiştir.

“Geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçeler” ile radyo ve televizyon yayını ise, uzun süre RTÜK tarafından engellendikten sonra haftada bir iki gün on beşer dakika gibi ve Kürtçe’yi tek başına bırakmamak için Boşnakça, Çerkesce (Çerkesce diye bir dil olmadığı, kendilerine genel olarak Çerkes denilen beş altı milliyetin ayrı dili olduğu ve bunlardan birinin Çerkesce diye yayınlandığı eleştirileri de gündeme geldi), Arapça gibi dillerle birlikte yapılmıştır.

Milli Güvenlik Kurulu Kanunu’nda Milli Güvenlik Kurulu Sekreteri’nin sivil de olabileceğine ilişkin değişiklik yapıldıktan  sonra da seçilen genel sekreter yine asker olmuştur.

26 Haziran 2004 günü yürürlüğe giren 5187 sayılı ve 9 Haziran 2004 tarihli Basın Kanunu senelerdir basın özgürlüklerini kısıtladığı için eleştirilen 5680 sayılı Basın Kanunu’nu yürürlükten kaldırdı.

Yeni basın kanunu özgürlükleri genişletti mi?

Ne gezer!

Eski basın kanununun eksik gediklerini tamir etti, gazeteciler tarafından özgürlükler lehine yararlanılan yasal boşlukları doldurdu ve basın özgürlüğü açısından karşımıza daha ceberrut bir yasal düzenleme çıktı.

Eski basın kanununda suç unsuru içerdiği kabul edilen bir resim, yazı ya da karikatürün yazar ya da çizeni belli değilse, sadece yazı işleri müdürü yargılanıyordu.

Yeni kanunda, eser sahibi belli değil ise sorumlu müdür ile sorumlu müdürün bağlı olduğu genel yayın yönetmeni, danışman, editör vb. bir yetkili daha yargılanıyor ve cezalandırılıyor. Yani, sorumluluk daha da genişlemiş, özgürlük daha da kısıtlanmış.

Eski basın kanununda, eser sahibi yurt dışında ise ya da eser sahibine verilecek ceza hükümlü olduğu cezaya etki etmeyecek ise yine sorumlu yazı işleri müdürü yargılanıyor ama sorumlu müdüre verilen ceza para cezasına çevriliyor idi.

Başkasının fiili nedeniyle sorumlu yazı işleri müdürüne hapis cezası verilmemesi için uzun yıllar mücadele edilmiş ve ancak bir süre öncesi, sorumlu yazı işleri müdürü bu durumda hapis cezasından kurtulmuş idi.

Yeni basın kanunu, bu konuda da geri gidiyor ve yukarıda belirttiğim iki durumda eser sahibi yargılanamadığı ya da verilecek cezanın eser sahibini etkilemeyeceği düşüncesiyle, intikamcı bir mantıkla, sorumlu müdür ve bağlı olduğu yetkili cezalandırılıyor. Verilecek ceza hapis cezası ise hapis cezası ile cezalandırılıyor.

Yeni basın kanununda para cezaları astronomik rakamlara çıkarılarak, fiilen yayım çıkarma güçleştiriliyor ve basın özgürlüğü kısıtlanıyor.

Maddi ve manevi tazminat gerektirecek hukuki sorumluluk alanında da sorumluları genişleten yeni basın kanunu bir kere daha süreli-süresiz yayım yapmak isteyenleri maddi kıskaca alıyor. 

5170 sayılı ve 7 Mayıs 2004 tarihli yasa ile Anayasa’nın bazı maddeleri değiştirildi ve bir maddesi de kaldırıldı. Bu yasa 22 Mayıs günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasanın önemi Anayasa’nın 143. maddesinin kaldırılması, yani DGM’lerin kuruluşu ile ilgili hükmün Anayasa’dan çıkarılmasından ileri geliyordu. 

Daha sonra, 5190 sayılı ve 16 Haziran 2004 tarihli Yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırıldı.

Peki, DGM’ler gerçekten kalktı mı?

Hayır, yerinde duruyor ve hiç ara vermeden işlevini sürdürmeye devam ediyor.

Sadece, tabela değişti. İstanbul 1 No’lu DGM İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi oldu (elle yazılmış 10. Ağır Ceza Mahkemesi Kalemi tabelasının altına eski 2 No’lu DGM diye yazmayı unutmamışlar), 2 No’lu DGM 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 No’lu DGM 14. Ağır Ceza Mahkemesi.

Maksat DGM’yi gerçekten kaldırmak olsa 5190 sayılı yasa tek maddelik olurdu. Madde 1. .... sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanunu yürürlükten  kaldırılmıştır. Ama, öyle yapmadılar, DGM’lerin sadece adını değiştirerek aynı mahkemeleri muhafaza ettiler. 5190 sayılı yasa ile CMUK’un hususi muhakeme usullerini düzenleyen bölümüne 394/a maddesini ekleyerek yeni DGM’leri CMUK’a eklediler.

5190 sayılı yasa ile yeni Ağır Ceza Mahkemeleri kuruluyor. Bu Ağır Ceza Mahkemeleri DGM’ler gibi birden fazla ili kapsayan yetki alanına sahip oluyor, örneğin; İstanbul 9. 10. 11. 12. 13. 14. Ağır Ceza Mahkemeleri bu mahkemelerin görev alanına giren bütün Marmara bölgesindeki suçlara bakmakla yetkilendiriliyor Yine, DGM’nin görev alanına giren suçlar (TCK 312. maddesi gibi bir iki madde hariç) yeni kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giriyor. Bu mahkemelere eski DGM hakimleri atanıyor. Mahkemelerin binaları eski DGM binaları. DGM’de devam eden davaların dosya numaraları bile değişmiyor. Sanıklar numaraları bile değişmemiş dosyaları ile aynı hakimlerin karşısına çıkarılıp, yargılanmaya devam ediliyor.

Bu bir şaka mı?

Hiçbir şey değişmeyecek idi ise, niye Anayasayı değiştirdiniz, DGM Kanunu’nu yürürlükten kaldırdınız?

Bunun adı “hileyi şeriye”dir. Yani, yasalara uydurularak hile yapılmasıdır.

Meclis, halkı ve bütün dünyayı kandıracağını varsayarak DGM’leri kaldırır gibi yapmış ama kaldırmamıştır.

Zaten, Anayasa’nın 143. maddesinin yürürlükten kaldırılma gerekçesi olarak da, “Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki, sorumluluk ve işleyişinin, Avrupa ölçülerine uygun hale getirilmesi, 2003 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi ve 2003 İlerleme Raporunda beklenti olarak yer aldığından, bu mahkemelerin kuruluşuna ilişkin 143’üncü madde hükmünün yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.” denilmiştir.

DGM’lerin ismi Ağır Ceza Mahkemesi olunca Avrupa ölçülerine uyulmuş mudur? Avrupa ölçülerine uyum DGM yargılaması gibi olağanüstü yargılama hukuku mudur, yoksa mesele isim meselesi midir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi pek çok davada DGM yargılaması nedeniyle “adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir” diye karar verirken, DGM’lerin ismi nedeniyle mi bu kararları verdi?

Elbette, Avrupa’da Devlet Güvenlik Mahkemesi adıyla kurulmuş mahkeme yoktur ama mesele DGM’lerin ismi değil, bu mahkemelerin yargılama usul ve  mantığıdır.

Bırakalım Avrupa’yı (Onlar muhtemeldir ki de sadece isim değişikliği ile yetineceklerdir) Türkiye’nin hukukçuları, ilericileri, demokratları senelerdir DGM’lere bu mahkemelerin isimlerini beğenmedikleri için mi karşı çıktılar?

Görüldüğü gibi, son dönemde çıkarılan üç yasal düzenlemeyi incelediğimizde dahi kolayca görülebileceği gibi hükümetin ya da siyasi erkin özgürlükleri genişletmek diye bir derdi yok.

Hak ve özgürlükleri genişletiyorum diye bir reklam kampanyası başlatıyor. Bu kampanya basın tarafından daha da allanıp pullanıyor ve hükümet; eskimiş, güncelliğini yitirmiş, uygulama zorlukları bulunan bazı kanunları düzeltiyor, yasal boşlukları kapatıyor.

Yıllarca aleyhine eleştiriler nedeniyle yıpranmış, gözden düşmüş DGM gibi kurumlar, yeni isimle faaliyetine daha da güçlenerek devam ediyor.

Siyasal iktidarın bu göz boyama faaliyetine ne yazık ki, bu süreçte hukukçular ve aydınlar da yeterince tepki göstermedi. Bir kısmı, basının reklam kampanyasına inandı, bir kısmı ise bu düzenlemelerin bir avuç aşırı siyasi çevre için yapıldığını kendilerinin özgürlüklerine kısıtlama getirilmeyeceğini düşünüyor. Fakat, basın özgürlüğü, adil yargılanma hakkı vd. özgürlüklerin kendilerine de ne kadar gerekli olduğunu, daha önce böyle düşünen pek çok kişi DGM’lerde yargılandığında ya da gazetelerine “andıç baskıları” yapıldığında, mızrağın sivri ucu kendilerine değdiğinde fark ettiler.

Özgürlükler herkes için gereklidir. Ve, ancak gerçekten özgürlüklere inanan ve ihtiyacı olanlar tarafından genişletilebilir.

Almanak Bilgiler

  • Yazar Kamil Tekin Sürek
  • Yıl 2003
Yayınlandığı Kategori Avrupa Birliği

almanak2000118 Nisan 1999 seçimlerinden sonra oluşan TBMM, çalışkanlığı ile övünen bir meclis. Gerek 57. Hükümet, gerekse meclis olumlu yanlarını sayarken ilk önce ne kadar çok yasa yaptıklarını belirtmek ihtiyacını hissediyor. Gerçekten de son üç yıl içinde çok sayıda yasa yapıldı. Fakat, sözü edilen yasama faaliyeti; yasa tasarılarının hazırlanışı, TBMM gündemine getirilişi, TBMM’de tartışılması ve yasaların içerikleri incelendiğinde; yeni yasal düzenlemelerden daha çok rutin bir bürokratik işlemi andırıyordu. Yasa tasarıları ancak TBMM gündemine geldikten sonra kamuoyu tarafından öğreniliyordu. Yasa tasarıları ne siyasi partilerce, ne akademik çevrelerde, ne de kamuoyunda tartışılıyordu. Tasarı Meclis gündemine gelmeden bir iki gün önce (tasarı metni tam olarak yazılmadan), hükümet yanlısı bir veya iki gazete tarafından övülüyor, “demokrasi paketi”, “uyum yasası” vb. isimler takılarak olumlanıyordu.

Gerçekten çıkarılan ve değiştirilen yasalar ülkemizin demokratikleşmesine hükümet ve medyasının iddia ettiği kadar katkı sağladı mı? Bunun böyle olup olmadığını yanıtlamak için, yapılan değişikliklere kısaca göz atmak gerekiyor.

Almanak Bilgiler

  • Yazar Kamil Tekin Sürek
  • Yıl 2001
Yayınlandığı Kategori Avrupa Birliği
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş