Kadınların istihdama katılımı tek başına yeterli olmasa da ekonomik olarak güçlenebilmeleri ve karar alma süreçlerinde yer alabilmelerinde önemli bir etken olarak karşımıza Almanak 12 13kapakçıkıyor. Bilindiği gibi Türkiye’de kadınların istihdama katılımları oldukça düşük düzeyler de gerçekleşiyor. 2011 yılı itibariyle istihdama katılım oranı %25.6 olarak gerçekleşti.

Çalışma kadınların istihdama katılımını olumsuz etkileyen faktörler üzerinde düşünürken, kadınların katılımının arttırılmasına yönelik uygulanan istihdam politikalarının sonuçlarını değerlendirmeyi hedeşiyor. Çalışma temel iki bölüm üzerinden ilerliyor. İlk bölümde kadın istihdamının durumu genel hatlarıyla ortaya konulduktan sonra istihdamın önündeki engeller tartışılıyor. İkinci bölümde ekonominin genel seyri içerisinde kadın istihdamının nerede konumlandırıldığı temel politika metinlerine referansla inceleniyor. Ardından gelen kısım ise istihdam politikaları ve bu politikaların değerlendirilmesine ayrılıyor.

Almanak 12 13kapakSerbest piyasa ekonomisi politikalarının hemen tüm ekonomik çevrelerde sorgulanmasına ve devlet müdahalesinin finans dünyasında yüksek kârlar elde eden sermaye çevrelerinin batıklarını kurtarmak adına mı yoksa geniş kesimlerin yararına mı olması gerektiğinin yoğun bir şekilde tartışılmasına neden olan büyük bir dünya krizinin eteğindeyiz. Kapitalizmin finans dünyasının egemenliği altında aldığı ‘para-idareciliği’1 formunun sonunun geldiği netleşti. Piyasaların kendi haline bırakılması tezi yerini özellikle de finans piyasalarının düzenlenmesi ve yeni bir kurumsal yapıya büründürülmesi görüşüne bıraktı. Wall Street devleri, yüksek kârlarla beslenmeye alışmış aktörler işlerini eskisi gibi sürdürebilmek için finans merkezlerini eski günlerine dönmeye zorluyorlar. Güç dengeleri yeni politikaların, çoğunluğun yararına bir makro politika anlayışının bir süre daha ertelenmesine neden olabilir. Ancak saf bir inançla neo-klasik ekole bağlı olan az sayıda iktisatçı dışında hemen herkes daha öncesinde seslerini boğuk işittikleri Keynesyen ekole dönerek ne olduğunu, tekrarlanma olasılığını ve ne yapmak gerektiğini tartışmaya başladı.

Bu yazının amacı sistemin içsel dengesizliklerini gören ve bu dengesizlikleri öngörerek bir teori inşa etme gayretinde olan iktisatçıların istihdam odaklı kalkınma yaklaşımını özellikle de devletin tam istihdam sağlama politikasını tartışmaktır. İlerleyen bölümlerde öncelikle mevcut makro politika anlayışının sorunları ve istihdam odaklı alternatişer tartışılacak, ardından istihdam odaklı politikalar içinde öne çıkan devletin tam istihdam sağlaması politikası ve uygulamaları ele alınacak, son olarak ise tartışılan politikanın sonuçları değerlendirilecektir.

Almanak 12 13kapak2008-9 küresel ekonomik krizi, gerek yarattığı yıkıcı etkileri ile gerekse de krizin etkisi altına aldığı bölge itibariyle kapitalizmin tarihindeki büyük krizler arasında yerini almıştır. Bu çalışmada, dünya ekonomisinde 2008 krizinin etkilerinin 2013 yılı itibariyle halen sürmekte olduğunu ileri sürüyoruz. Bu argümanı desteklemek için ilk olarak erken kapitalistleşmiş ülkeleri temsilen ABD, Avro Bölgesi ve Japonya’nın 2013’teki temel ekonomik verileri incelenerek 2008 krizinin etkilerinin sürdüğü gösterilecektir. İkinci olarak, geç kapitalistleşen ülkeleri temsilen Çin, Brezilya, Türkiye ve Rusya’nın 2013 yılı içindeki ekonomik performansı, temel veriler aracılığıyla analiz edilecektir. Son olarak krizin etkilerini sürdürdüğü argümanı, krizin önümüzdeki dönemde izleyebileceği seyir üzerine iki farklı olası gelişme patikasına işaret edilerek detaylandırılacaktır.

Almanak 2011Arif Dirlik’in, “Sadece bir ulus değildir; bir uygarlıktır,” notunu düştüğü Çin’in geneli veya özelde ise “bugünü” hakkında yazmak kolay değil.

Binlerce tarihsel bağıntı ve güncel referanslarıyla Çin, çoklu bir örnektir.

Bu örneğin bir ucunda Konfüçyüs’ten Mao’ya bir tarihsel birikim, bir ucunda ise Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “Türkiye’nin Doğusu, Güneydoğusu Türkiye’nin Çin’i olacak. Vergileri neredeyse sıfırladık. 6’ncı bölgede tamamen kaldırdık,” demesi durur…

Evet, karmaşık bir soru(n)dur Çin...

ÇİN’İN GENEL GÖRÜNÜMÜ

“Sosyalist mi, değil mi?” tartışmalarından önce Çin’in genel görünümüne ilişkin kimi verileri anımsamak/anımsatmak yararlı olacaktır…

  • Çin 9.596.961 kilometre yüzölçümüyle dünyanın 4’üncü büyük ülkesi. 1.33 milyar nüfusuyla da dünyanın en kalabalık ülkesi. Gezegenimizin nüfusunun 6’da 1’i Çin’de yaşıyor.
  • Nüfusun yüzde 95’i okuma-yazma biliyor. Çalışan nüfus 829 milyonu geçiyor. Çin’de nüfusu 1 milyonun üstünde 200 kent var. Avrupa kıtasının milyonluk kentlerinin sayısının 39 olduğunu göz önüne alırsak, Çin’in büyüklüğünü daha iyi anlayabiliriz.

Almanak 2011Tunus’ta, 26 yaşındaki diplomalı işsiz seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin 17 Aralık 2010’da kendini yakması sonrasında ortaya çıkan toplumsal hareketler, hızla diğer bazı Arap ülkelerine de yayıldı. Çok geçmeden, 14 Ocak 2011’de, Tunus Başkanı Bin Ali ülkesinden kaçtı. Mısır’ın on yıllardır başkanlığını yapan ve yerini oğluna bıkarmaya hazırlanan Başkanı Hüsnü Mübarek, Kahire’ninTahrir Meydanı’nda odaklanan halk hareketi tarafından 11 Şubat 2012’de devrildi. 17 Şubat 2012’de, Libya’da, Kaddafi’nin devrilmesini sağlayacak NATO harekatının önünü açan süreci başlatan “Öfke Günü” düzenlendi. Olaylar daha sonra Bahreyn, Suriye ve Yemen’e de yayıldı. Ayrıca, Cezayir, Kuveyt, Ürdün, Lübnan, Uman ve Fas gibi ülkelerde de çeşitli düzeylerde etkisini gösterdi.

Fakat, pek çok kişinin belirttiği gibi, ‘Arab Baharı’ deyimi ortak ve aynı mecrada ilerleyen toplumsal bir hareket sanısını yaratacak yanlış bir kavrayışa yol açabilmektedir. Var olan gerçekliği anlatmaktan uzak olmasına rağmen, artık genelleşmiş olmasından dolayı, deyimi kullanmak durumundayız. Tercihimizin arkasında daha uygun nitelemelere dair arayışların başarısızlığının da bulunduğunu eklemek isteriz. Örneğin Anderson (2011), haklı olarak, ‘Arab Baharı’ olarak adlandırılan olayları birbiriyle bağlantılı olaylar dizisi (concatenation) olarak nitelendirmekteydi. Ayrıca bu yazara göre, kalkışmaların arkasında gelir eşitsizliklerindeki kutuplaşma, yiyecek fiyatlarındaki artış, konut yetersizliği, özellikle gençler arasındaki yüksek işsizlik sayılabilir. Dolayısıyla olayların arkasındaki sebepler Batı ülkelerinin medyasında tekrar edilenin tersine “demokrasi isteği”nden daha karmaşıktır.

Almanak 2011İnsanlık ortaya çıkmasından bu yana, her zaman doğayı etkiledi, değiştirdi. 20. yüzyılın ikinci yarısında doğaya egemen olan insanlığın, kendisinin de bir parçası olduğu doğayı yok etmekte olduğunun farkına varılmaya başlandı. Böylece, daha önce basit bir kirlenme sorunu olarak görülen çevre sorunu, giderek artan bir ölçüde etik ve politik bir soruna dönüştü.

Avrupa ve Asya kıtalarını ayıran Boğaz'dan karşıdan karşıya kolayca geçebilme Şkri yüzyıllar boyunca çekiciliğini korudu. Bazı kaynaklara göre bilinen en eski Boğaz geçişi M.Ö. 511 yılında gerçekleştirildi. İskit seferine çıkan Pers Kralı Darius'un 700 bin kişilik ordusu, gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan yüzer köprü ile Trakya'ya geçti.

Mühendisler, Boğaz'ın bir köprüyle geçilmesi konusunda zaman zaman değişik projeler üretse de bunlar tasarı halinde kaldı. Örnek olarak 1940 yılında Nuri Demirağ'ın girişimiyle Türk mühendisler ve Amerikalı uzmanlar tarafından boğaz köprüsü projelendirilmiş ve bu işe talip olunmuştur ama o zamanki iktidar tarafından "boğaza köprü olmaz, yıkılır" diye bu teklif reddedilmiştir.

Almanak 2011Yirmibirinci yüzyıl, kapitalist sistemi yeniden yapılandıracak bir gelişmeye gebe gibi görünüyor: Sistemi karbon temelinde yeniden inşa etmek. Karbon ticareti bu inşanın başlıca araçlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Karbon ticareti, iklim değişikliğinin önlenmesinde geliştirilen bir çözüm önerisidir. Aslında bu çözüme kolay ulaşılmış da değildir. Öncelikle, iklim değişikliğinin/küresel ısınmanın varlığı uzun süre tartışılmış, özellikle de liberal çevreciler tarafından yakın zamanlara kadar kabul edilmemiştir (Kayıkçı, 2008: 380-383). Buna karşın, önce İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesiyle (1994), ardında da Kyoto Protokolü’nün hazırlanmasıyla (1997) iklim değişikliği sorununa uluslararası düzeyde çözüm arama çabaları sürmüştür.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin, 2007 yılında yayınladığı raporunda (IPCC, 2007), iklim değişikliğinin tartışılmaz bir gerçek olduğunu ve bunun büyük olasılıkla insan etkinlikleri sonucu meydana geldiğinin ortaya konmasıyla, konuyla ilgili bütün kuşkular ortadan kalkmıştır. Böylece sorun artık iklim değişikliğin var olup olmaması değil, bu sorunun kapitalist sisteme nasıl entegre edilerek çözüleceğidir. İşte karbon ticareti bu yaklaşımın ürettiği bir çözüm olarak ortaya atılmıştır (Kayıkçı, 2012: 12).

Bu çalışmada piyasa sisteminde çevre sorunlarının çözümlenebilirliği, iklim değişikliği sorununa bir çözüm olarak geliştirilen karbon ticareti örneğinde ele alınmaktadır. Amaç, teorik ve pratik olarak karbon ticaretini ortaya koyarak eleştirel açıdan değerlendirmektir. Bu amaçla önce karbon ticareti tanımlanarak mevcut uygulama ortaya konmakta, daha sonra ise karbon ticaretinin olumlu yönleri, işlevi ve gerekliliği başlığı altında ele alınmaktadır. Son olarak ise, karbon ticaretinde ortaya çıkan sorunlar dikkate alınarak, iklim değişikliğinin karbon ticareti aracıyla piyasa sisteminde çözümlenebilirliği eleştirel bir açıdan değerlendirilmektedir.

Almanak 2011Türkiye’de ilk kez gizli oy açık tasnifin yapıldığı çok partili seçimlerin yer aldığı 1950 seçimlerinden bugüne 16 kez milletvekili genel seçimleri oldu. Son seçim, 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleşti. 50 milyon civarında kayıtlı seçmenin bulunduğu, 14 partinin ve bağımsızların yarıştığı ve seçmenlerin yüzde 86.7’sinin sandık başına gittiği seçimlerden AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) yüzde 49.94’lük oy oranıyla birinci çıkarken ikinci sıradaki CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) yüzde 25.94 ve üçüncü MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) yüzde 13.3 oranında oy almış ve bağımsızların oy oranı ise yüzde 6.61 düzeyinde kalmıştır. Buna göre daha önceki iki seçimden de birinci çıkan AKP, 326; CHP, 135; MHP, 54 ve bağımsızlar da 35 milletvekilliği kazanmıştır. Toplam 81 ilin 66’sında AKP sandıktan birinci parti olarak çıkmıştır. AKP Türkiye çapında sadece üç ilde (Hakkari, Iğdır ve Tunceli) milletvekili çıkaramamıştır. Seçimde ikinci sırada olan CHP sadece yedi ilde (Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, İzmir, Aydın, Muğla ve Tunceli) birinci sırada çıkarken, üçüncü sıradaki MHP yalnızca Iğdır’da sandıktan birinci parti olarak çıkmıştır. Seçimlere yüzde onluk baraj nedeniyle parti olarak değil, bazı sol kökenli partilere mensup kişilerin de dahil olduğu 61 bağımsız adayla katılan BDP’nin 35 adayı daha çok doğu ve güneydoğudaki illerden aldıkları oylarla meclise girmeye hak kazanmıştır. Bu sonuca göre AKP, daha önceki iki seçimde (2002 ve 2007) aldığı oy oranlarını (%34 ve %47) artırarak üçüncü kez hükümeti kurma hakkını elde etmiştir.

Almanak 2011Makalede, “İnsan Hakkı” ve “Hak İhlalleri” kavram ve olguları, ekonomik açıdan ve kapitalist sistemin dinamikleri bağlamında ele alınarak, zamanla sistemin ilerleyişi doğrultusunda değişim ve farklılaşma görüntüleriyle irdelenecektir. Bu nedenle, tarihsel sınırlarıyla, kapitalizmin kategorik olarak netleştiği dönemden gerilere gidilmeyecek; teorik sınırlarıyla ise, Marksizm tartışmalarına kayılmayacaktır. “İnsan Hakkı” ve “Hak İhlalleri” konuları tartışılırken, Kapital’in alt başlığında da ifade edildiği üzere, “Ekonomi Politiğin Eleştirisi” ölçütünün odağa koyulmamasının ciddi bir eksikliği oluşturduğu bilinciyle böyle bir denemeye girişmenin amacı, kapitalizmin aldatıcı yüzünün sergilenmesidir. 

17. yüzyılın sonlarından 18. yüzyılın ortalarına kadar uzanan sürede John Locke etkisi altında “doğal hukuk” görüşünden kaynaklanan insan hakları yaklaşımı, toplum içinde bireyi diğer bireylere ve devlet aygıtına karşı koruma mantığı içinde gelişmiştir. Fransız İhtilali’ni izleyen dönemde, kısmen J. J. Rousseau’nun da etkisi altında gelişen bilim ve inançlar karışımı bir doku üzerinde (Russell, 1961; 693) şekillenen “İnsan Hakkı” olgusu zaman içinde tedricen ferdiyetçi görüş üzerine oturtulmuştur. 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, emredici hukuki değeri olmayıp daha çok siyasî değeri haiz, otuz maddelik bir metin halinde oluşturulan insan hakları konusu uluslararası alanda yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ana başlığı altında otuz madde içinde kapsanan insan hakları üç alt başlık altında toplanmaktadır. Alt başlıklar şöyledir: “Kişi Özgürlükleri ve Siyasal Haklar” başlığı altında birinci kuşak haklar; “Sosyal, İktisadi ve Kültürel Haklar” başlığı altında ikinci kuşak haklar; ve nihayet, “Dayanışma Hakları” başlığı altında da üçüncü kuşak insan hakları kapsanmıştır (Kabaoğlu, 1997; 16–22).

Almanak 2011Ağustos 1984’te PKK’nin Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlayan ve 1990’lı yıllarla birlikte resmi yetkililerin “düşük yoğunluklu savaş” olarak adlandırdıkları şiddetli çatışma ortamının, Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcını oluşturduğu söylenebilir. 1987’de Diyarbakır, Bingöl, Hakkâri, Mardin ve Siirt illerinde Sıkıyönetim uygulamasının sona erdirilmesiyle birlikte 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valiliği’nin kurulması da bu bağlamda önemli bir dönüm noktasını ifade eder.

OHAL Valilikleri’nin kurulması devletin baskı ve zor mekanizmalarını kullanmasını kolaylaştrırken, Kürt siyasi hareketi 1989 yılında PKK önderliğinde ilan ettiği ve önemli bir halk desteği elde eden “Serhildan”ın da etkisiyle1993 yılına gelindiğinde müthiş bir ivme kazanır. Bu yıllarda bölgenin hemen hemen tamamı halk ayaklanmaları ve şiddetli çatışmalara sahne olur. Aynı zaman diliminde devlet, PKK'ye verilen halk desteğini engellemek amacıyla “koruculuk” adını verdiği bir uygulama başlatarak sınır köylerini PKK’ye karşı silahlandırmaya girişir. Kimi aşiretler tarafından kabul edilsede Kürt halkının genel anlamda uzak durduğu koruculuk uygulamasının başlaması ile birlikte, devlet tarihteki en kapsamlı yerinden etme uygulamalarından birini de hayata geçirir. Bir başka ifadeyle, bu dönemde köy yakmalar ve sürekli artan siyasi baskı sonucu milyonları aşan Kürt nüfüsu önce Doğu’daki büyük şehirlere sonra da Batı illerine göçe zorlanır. 

Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş