Toplumsal Belleğimize kolektif bir katkı...

Her ay ve her yıl sonu düzenli olarak yayımladığı "Medyaya Yönelik Hak İhlalleri Raporu"nun 2019 yılı verilerini kamuoyuyla paylaşan CHP 26. Dönem Milletvekili Gazeteci Barış Yarkadaş, raporunu hapis cezası alan Sözcü gazetesi çalışanlarına ithaf etti. Yarkadaş, 2019’un, gazeteciler açısından "kapkara bir yıl" olarak geçtiğini söyledi.

https://www.evrensel.net/haber/394294/2019-medyaya-yonelik-hak-ihlalleri-raporu-gazeteciler-733-kez-hakim-karsina-cikti

Hazırlayan: Havva Gümüşkaya- This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Ekonomik krizin etkilerinin derinden hissedildiği bir yılı geride bıraktık. İşsizlik rakamları cumhuriyet rekorları kırarken borçlarından bunalan yurttaşların yaşamlarına son vermelerine tanık olduk. Elektriğe zam üstüne zam gelirken borç içinde yüzen enerji firmalarını kurtarmak için hükümet tarafından çalışmalar başlatıldı. Merkez Bankası’nın faiz kararları ise en çok konuşulan ve tartışılan konulardan oldu. Küresel ekonominin gündeminde ‘Ticaret Savaşları’, Almanya ekonomisinin küçülmesi vardı. Arjantin pesosundaki değer kaybı 'Türkiye Arjantin olur mu?' sorusunu akıllara getirdi.

https://www.birgun.net/haber/2019-da-turkiye-ekonomisi-282093

HAYRİ KOZANOĞLU

Sol Parti’nin kurulması hem kendi içerisinde, hem de tüm sol-sosyalist zeminlerde ideolojik, teorik, stratejik bir yenilenme için fırsat olabilir; canlı tartışmaların önünü açabilir. Aşağıdaki çerçeve metin bu umut ve beklentiyle kaleme alındı.

“Yılbaşı günü böyle takır tukur bir yazı okunur mu?” sitemini dile getirecekler aslında haklı. Ancak daha eşit, daha adil, daha özgür bir Türkiye’nin kendiliğinden gelmeyeceği, bu amaca öncelik verenlerin ilk günden tezi yok bu konuya kafa yormaya başlamalarında sakınca bulunmadığı da ortada. Bu duygularla tüm okurlarımıza mutlu, keyifli bir yeni yıl diliyorum.

YAŞAR GÖKDEMİR

Güney Amerika'dan Ortadoğu'ya, Asya'dan Avrupa'ya kadar dünyanın dört bir yanında yüz binlerce kişi sokağa çıktı. Yolsuzluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, zamlar, kötü yönetim ve özgürlük talepleriyle sokağa çıkan yüz binlerce kişi, neoliberal sistemin eşitsizlik ve adaletsizliğine karşı değişim talebinde bulundu. Yüz binlerin isyan dalgası 2019'a damga vurdu.

Öte yandan 2019'da birbirinden önemli gelişme yaşandı. Dünya'da birçok katliam gerçekleştiren IŞİD’in lideri Ebubekir el Bağdadi öldürüldü. Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, ABD destekli darbe nedeniyle istifaya zorlandı, Venezuela'daki darbe girişimini halk püskürttü. ABD Başkanı Donald Trump hakkında azil soruşturması başlatıldı, Fransa'nın sembolü Notre Dame Katedrali'nde yangın çıktı, birçok ülkede seçimler düzenlendi.

Dünya'da 2019'daki önemli gelişmeleri derledik...

https://www.birgun.net/haber/2019-a-isyan-dalgasi-damga-vurdu-dunya-degisim-istiyor-282220

Hazırlayanlar: Seda BALMUMCU- Merve ATICI- Diren Deniz SARI- Havva GÜMÜŞKAYA

2019 geride kalırken yaşananlar bir bir hafızalarımızın arka bahçesine gidiyor.

Yılın başında usta oyuncular Müjdat Gezen ve Metin Akpınar'ın adliyeye götürülmesi ile öfkelendik. Uluslararası başarılarla gururlandık. Sanat dünyasında çok değerli isimleri yıldızlara uğurladık, üzüldük... Geriye dönüp baktığımızda "zaman ne çabuk geçti" dedik.

Rap müzik dolu bir yılı geride bırakırken sizler için hafıza bahçelerimizi ziyarete açtık. Keyifli okumalar...

2019'un öne çıkan yaşam ve kültür-sanat haberleri

https://www.birgun.net/haber/2019-a-damga-vuran-kultur-sanat-ve-yasam-haberleri-281503

almanak 2015kapakKadınlığa dair bilincimiz 1960-1970’li yıllarda sosyalist hareket içinde biçimlenmişti. O zamanlar, kadınların kapitalizm koşullarında işgücü açığının doğduğu dönemlerde istihdam alanına çekilen; kriz koşullarında ise ilk önce kapı dışarı edilen, bir çeşit “yedek sanayi ordusu” görevini gördüğü, bizler için bir kaziye idi.

Durum, gerçekten de 1980’lerin neoliberal doktrinleri yürürlükteki Keynesyen politikaları alaşağı edene, sınaî üretim (ya da popüler deyişle “paslı kuşak”) Güney ülkelerine aktarılana, Kuzey’de “sanayi-sonrası/post-endüstriyel” olarak da adlandırılan, finans, hizmet, iletişim, bilişim vb. sektörlerin ağırlık kazanmasına... dek böyleydi. Klasik sınaî toplumlarında, kadınlar kapitalist üretimin göreli sorunsuz işlediği büyüme dönemlerinde yığınlar hâlinde üretime katılır, istihdamın daraldığı kriz dönemlerinde ise evlerine geri gönderilirlerdi...

O güne dek kadınların çalışmasının önünde en büyük engel cinsiyetçi işbölümüydü. Yani “yeniden üretim”in, yani işgücünün ertesi güne hazırlanması ve geleceğin emekçi kuşaklarının yetiştirilmesi için gereken faaliyetlerin çoğunlukla “domestik alan” denilen hane içine, büyük ölçüde kadınların sırtına yüklenmesi...

Yani kadınlar, kapitalist üretim tarzı tarafından yığınsal olarak üretime çekilseler de, sosyalizasyonları nedeniyle yeniden-üretimi ya da daha popüler deyişle ev işlerini esas görevleri olarak görmekteydiler. Bu, hiç kuşkusuz ki patronlara önemli avantajlar sağlayan bir kültürel biçimlenişti; böylesi bir öz-algı, kadınların talepkârlık düzeyini düşük tutmaktaydı. Eğer esas görevim kocam ve çocuklarım ile ilgilenmek ise, ücretli iş, aile bütçesine katkıda bulunmak üzere katılacağım, bana “dışsal” bir alandır. Ben, çalıştığım işte “geçici”yimdir; öyle olduğu sürece de, daha yüksek ücret, daha kısa çalışma süresi, daha iyi çalışma koşulları, kıdem tazminatı, emeklilik hakkı vb. talepler benim için hayatî değildir. Çünkü önceliğim, bir an önce durumumu(zu) biraz düzeltip “evimin kadını” olabilmektir...

almanak 2015kapakGüncelden tarihsele işçi sınıfını konuşmaya başlamadan önce, Horace Mann’ın, “İnsanlar, dünyada çabuk yükselen şeylere değer verirler. Ama hiçbir şey toz ve tüy kadar çabuk yükselemez,” uyarısının altını çizmem gerek.

“Neden” mi?

André Gorz’un 1980’lerdeki “Elveda proletarya” söylenceleriyle zuhur eden “sınıftan kaçış”ın kapısını aralayan zırvalara -asla- prim vermediğimi bir kez daha hatırlatmak için.

Eğer bu zırvalara hâlâ prim veren(ler) varsa, beni dinlemeseler de olur. Çünkü V. İ. Lenin “Hangi cinsin hangi cinsle eşitliği? Hangi ulusun hangi ulusla eşitliği? Hangi sınıfın hangi sınıfla eşitliği? Hangi boyunduruktan ya da hangi sınıfın boyunduruğundan kurtuluş? Hangi sınıf için kurtuluş? Bu soruları ortaya atmaksızın, bunları ön plana çıkarmaksızın, bunların sessizce geçiştirilmesine, gizlenmesine, örtbas edilmesine karşı savaşmaksızın politikadan ve demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten ve sosyalizmden söz eden kimse, emekçilerin en acımasız düşmanıdır,” uyarısına büyük değer verenlerden birisi olarak, ben de onları kaale almıyorum.

Hadi söze “sınıf” ile “işçi sınıfı” gerçeğiyle başlayalım.

Almanak 2014kapakEmek(çiler), tarih boyunca en büyük haksızlığa maruz kalan toplumsal kategoridir.

Bir anlığına kölelerin, yoksul köylülerin ve işçi sınıfının -tarihe kayıtlı- hâl-i pür melalini anımsamanız dahi, emek(çiler)in nasıl derin ve yaygın bir ekmek- (sizlik)/adalet(sizlik)le yüzyüze kaldığını kavramaya yeter de artar bile.

Bu kapsamda kölelikten, işçi sınıfının ücretli köleliğine emek(çiler) açısından çok şeyin değişmediğinin altını çizip, “Altissima quaeque flumina minimo sonu labuntur/ En derin nehirler, en az gürültüyle akarlar,” dedirten coğrafyamızdan yerküreye, sınıfının ekmek(sizlik)/ adalet(sizlik) gerçeğini kavramak için işçi sınıfının var olduğu tabloya göz atmak gerekir.

I. AYRIM: KAPİTALİZMİN -SÜRDÜRÜLEMEZLİK- KRİZİ

Erinç Yeldan’ın, “Kapitalizmin karanlık günleri,” olarak betimlediği kapitalizmin -sürdürülemezlik- krizi, emekçileri vuruyorken; karşımıza kaotik bir tablo 2 dikiliyor.

Kaos eğilimleri ortaya dün çıkmadılar. ‘The Financial Times’dan Martin Wolf’un 7 ve 9 Ekim 2014’de yayımlanan, ‘Kredi Balonları Devrelerine Tutsak Olduk’ ve ‘Sıra Dışı Bir Depresyon Yönetimi’, başlıklı yazılarında “kaos” eğilimlerine dikkat çekmesi boşuna değildir.

Almanak 2014kapak“Yaşasın 1 Mayıs! Bijî 1 Gulan!” haykırışıyla kapitalist zulme, burjuva zalime karşı 2014’ün 1 Mayıs’ında da Taksim’e gidiyoruz.

Dilimizde Enternasyonal, elimizde kızıl bayraklarla 1 Mayıs’ların işçi sınıfının uluslararası dayanışma ve mücadelesi için taşıdığı anlamı unutup/ unutturmadan Taksim’e gidiyoruz.

“Bu kavga en son kavgamızdır artık/ Enternasyonal’le kurtulur insanlık/ Tanrı, patron, bey, ağa, sultan/ Nasıl bizleri kurtarır/ Bizleri kurtaracak olan/ Kendi kollarımızdır./ Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık/ Enternasyonal’le kurtulur insanlık/ Hem fabrikalar, hem de toprak/ Her şey emekçinin malı/ Asalaklara tanımayız hak/ Her şey emeğin olmalı,” diyerek;

1 Mayıs’ın eşitlikçi-özgürlükçü isyancı duygunun, umudun, aklın, özgürlüğün ateşi olduğunun altını çize çize Taksim’e gidiyoruz.

Hayır, “Siyasette her zaman yapıldığı gibi, en iyisi, ideal değerler söz konusu olsa bile, beklemektir, bu süre içinde şiddet içermeyen yöntemlerle elden

3 gelen yapılmalıdır,” diyen Umberto Eco’nun ertelemeci boyun eğişine “Evet” diyemeyiz, demeyeceğiz de…

Almanak 2014kapak“İngiltere’de geçmişe gidiyorum, 1862’de bu madende göçük, 204 kişi ölmüş. 1866’da 361 kişi ölmüş İngiltere’de. İngiltere’de 1894 patlama 290. Fransa’ya geliyorum 1906 dünya tarihinin en ölümlü ikinci kazası. … Daha yakın dönemlere geleyim diyorum, Japonya 1914’de 687. … Bakın Amerika. Teknolojisiyle her şeyiyle. 1907’de 361 kişi. … Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var.

… Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok.”

Yukarıdaki sözler, 13 Mayıs 2014 günü Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan cinayet gibi maden kazasında 301 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından dönemin Başbakanı, günümüz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, kazadan 24 saat sonra yaptığı ilk açıklamada sarf edildi. Erdoğan’ın sunduğu tarihi bilgiler doğru, evet; maden ‘kaza’ları konusunda yapılacak kronolojik bir çalışmada rahatlıkla herkesin ulaşabileceği veriler. Literatürde ‘iş kazası’ denilen bir ‘olay’ da var, evet. Yalnız Erdoğan, bu veri setiyle yaşanan faciayı olağanlaştırmaya çalışırken benim ilgim – ve öyle sanıyorum pek çok kişinin de ilgisi – kendisini, 2015 Türkiye’sini 1860’lar İngiltere’si ya da 1900’lerin başındaki Amerika ve Japonya ile kıyaslama yapmaya sevk eden ‘fıtrat’ın üzerindeydi. Ve bu ‘fıtrat’, maden sektörünün değil birikim rejiminin fıtratıdır.

Bu yazı aynı verilerden yola çıkarak oldukça farklı okumaların yapılabileceğini, gerçeğin bilgisinin oluşumunda bu farklı okuma tercihlerinin ne denli etkili olduğunu ortaya koyma denemesidir. Bu bağlamda 1980 sonrasında dünyada ve Türkiye’de birikim rejiminin fıtratı gereği yaşanan tarihsel gelişmeler, esneklik fenomeni ile birlikte ele alınacak ve aralarındaki ilişki analiz edilmeye çalışılacaktır.

Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş